RSS Feed

SERENAD / Zülfü LİVANELİ

Posted on

Seksen dört yaşında Alman asıllı, Amerikan vatandaşı bir hukukçu aradan geçen on yıllar sonra İstanbul’a, İstanbul Üniversitesi’nin davetlisi olarak gelir. Bu adamın adı Maximillian Wagner’dir. Romanın ilerleyen kısımlarında bir süre sonra ona “Max” demeye başlarız. Davet aslında bahanedir, Max geçmişte kalmış bir hesabı halletmek üzere gelmiştir. Ona bu ziyaretinde İstanbul Üniversitesi’nin Halkla İlişkile Sorumlusu Bayan Maya Duran eşlik eder.

Konu aslında ilginç. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin yaşadıkları Nazi zulmü, Bu zulümden kaçıp Türkiye’ye gelen ve İstanbul Üniversitesi’nde kendilerine yer bulan akademisyenler, Struma gemisi, Mavi Alay olayı, bir keman, bir emo çocuk, bir borsacı, sümsük eski koca, sert subay ağabey, kötü kaypak şöför, iyi şöför, Pera Palas, gizli servis, ajan hikayesi, doktor Filiz, vs…Liste uzar gider. İçinde çok şeyin anlatıldığı ama hiçbirinin fazla derinlik kazanamadığı bir anlatının içinde buluyor okur kendini. Kuşkusuz ortalama okuyucu sevecek, ortalamanın altı okuyucu ise karşılaştığı karmaşadan etkilenecektir. Pera Palas demişken, aklıma geldi, söylemeden geçmeyeyim, her ne kadar Max o otelde kalırken, Pera Palas’taki o antika asansör kullanılıyor gibi yazıldıysa da, o asansörü otelin konukları ne yazık ki kullanamıyor. Belki de Max’e ya da yazara kıyak yapılmıştır, bilemem.

Ana karakter Maya’ya bir türlü ısınamadım. Elli sayfa, yüz sayfa, iki yüz sayfa geçti neredeyse, Maya ile çok çabalamama karşın bir türlü bir bağ kuramadım. Bu sebepten olsa gerek defalarca kitabı bırakıp bırakmama konusunda kararsız kaldım. Sonra çözdüm, olayı. Tipik bir erkek yazarın, kadın karakter yaratamaması, yaratsa bile onu kendi ağzından anlatabilecek kadar tanımamış olması ile karşı karşıyaydım. Yazar Maya olamadığı için, Maya kendisini, kendisine dışarıdan bakan bir kişiymiş gibi anlatıyordu. Bir süre sonra bu durumun okuyucuya verdiği rahatsızlık dayanılmaz bir hal alıyordu. Yazar Maya’yı bir kadın olarak hissedemediği için doğaldır ki bir anne olarak da hissedememişti. Maya istediği kadar şefkat göstermeye, oğluyla iletişim kurmaya çalışsın, bir türlü olmuyordu. Anne ile oğlu arasındaki o çok özel ilişki kurulamamıştı ya da yazar bu ilişkiyi unutalı çok uzun  zaman olmuştu.

Maya’nın eski kocası için hakarete varan nitelemeleri de aklı başında hiçbir kadın, o adamla bir gün bile geçirmiş olsa, kendine özsaygısından dile getirmezdi (Belki de Maya kendisine özsaygısı olmayan bir karakter olarak yaratılmıştı). Eski koca Ahmet’in olumsuz özellikleri her sıralanmaya başlandığında içimden yükselen bir sesin “Bre kadın, o adamla evlenip çocuk yaparken aklın neredeydi? Hiç mi sarılıp yatmadın bu adama?” diye sormaya başlamasına engel olamadım.

Bir başka takıldığım nokta da Maya’nın fırsatını bulsa, neredeyse sokağın ortasında bile sıcak bir duş almasıydı. Kitabın sonlarına doğru yazar, bir şekilde bize bunun farkında olduğunu söylese de ben oraya gelene kadar her sıcak duş lafı geçtiğinde yıldız koymaktan çoktan sıkılıp bırakmıştım.

Maya’nın fiziksel özellikleri hakkında hiçbir fikir edinmeden bitiyor kitap. Söylemezsem haksızlık olur, Maya’nın memeleri anlaşılan güzel, çünkü üniversitenin genel sekreteri ne zaman karşılaşacak olsalar gözlerini Maya’nın memelerinden alamıyor.

Olayların Maya’nın ağzından aktarıldığını söylemiştim. Maya bize parça parça yazdıklarını kesip-yapıştırarak anlatıyor. Bu yüzden aralarda fazladan yapıştırılmış yerler görüyoruz. Mesela bir paragrafın bir kısmı ikinci kez tekrarlanıyor. Bu durumun anlatıda samimiyet yaratacağı, okura ilginç geleceği  düşünülmüş olabilir ama bu kısımlar insana okurken direkt dizgi hatasıymış gibi geliyor. Her ne kadar acemi, amatör bir ruhun eseri olsa da elimize 27 TL’lik bir kitap olarak geliyorsa (bu haftasonu D&R’da 23 TL’ye düştüğünü gördüm), kimse okumamış mı bunu, diye sordurmamalıydı.

Yazarın bu kitabın başka dillere çevrileceğini düşündüğünü sürekli hissediyoruz. Zaman zaman bir öğreten insana ait araya girişlerde ülkemiz, adetlerimiz, turistik yörelerimiz hakkında rehbervari anlatışlar insanı bir süre sonra boğmaya başlıyor. Beni en koparan kısım internette arama motorlarının nasıl kullanılacağına dair ders verildiği paragraftı. Okur, acaba bundan sonraki kitaplarını başka nadide yazarlarımız gibi direkt İngilizce yazar mı,  diye düşünüyor. İngilizcesi iyiyse neden olmasın? Madem ülkesinden önce başka dillerde okunma kaygısı taşıyor, bence öyle yapsın. İster istemez İngilizce çevirisi hazır olduğunu hissediyoruz. Diyeceğim şudur ki, yazar başka dillerde satma, pardon okunma, kaygısı taşıyorsa bazı ayrıntılara dikkat etsin, mesela devlete ait hastanelerde, bunlar üniversite hastanesi bile olsa, hastalara Amerikan dizilerinde, Allah düşürmesin bir de en üst düzeyde özel hastanelerde, gördüğümüz hasta önlüklerinin giydirilmediğini, hala erkek hastaların ekseriya çubuklu pijama, kadın hastaların ise allı, güllü gecelik veya pijama giydiklerini, koridorlarda dolaşırken ayaklarına hastane kantininde satılan adi  Ceyo Sabo taklidi terlikler  geçirdiklerini yazsaydı daha oryantal dururdu, daha fazla ilgi çekerdi.

Hakkını yemeyeyim, Max-Nadia hikayesinin anlatıldığı kısım en iyisi idi. Keşke, bu hikayeyi daha iyi kullanabilseymiş yazar. Anlatım sırasında bazı yerlerde zaman zaman belgesel metni okur gibi oluyoruz ama sanırım bu da kes – yapıştır tekniğinin hikmeti. Nadia’yı böyle güzel anlatabildiğine göre neden Maya’yı anlatmak istememiş anlayamadım. Bir de yazar, bu kitap için sıkı araştırma yapmış. Bunu da söylemek gerek.

Bir de Mavi Alay olayı var. Struma’nın yanında ona da haksızlık yapılmış. Sırf anlatılmış olmak için anlatılmış ve sırıtmış. Okur Struma kadar hissetmiyor Mavi Alay olayını. Benzer durum babaannenin Ermeni, anneannenin Kırım Türkü olmasında var. Yazar babaanneyi Ermeni yapmış, Mavi Alay olayını anlatmak için de anneannenin Krım Türkü olması gerekmiş. Bu da feci zorlama olmuş. Babaannenin Ermeni’liği ve Ermeni’likten dönmesi ise geçmişte şaibeli olan, konuşulmayan, konuşulması istenmeyenlerden laf açılacakken girizgah olsun , bu konuya değinilmeden geçilmesin diye  konmuş.

İyi bir şey söylemek için değil, samimiyetimle dile  getiriyorum ki, bu kitap, en azından okurları için Struma’nın her nasıl olursa olsun, bir şekilde öğrenilmesini, belki de meraklılar tarafından araştırılmasını sağlayacak.

Daha yazacak o kadar çok şey var ki… Ancak şu hali ile bence yeterince uzun ve umutsuz bir yazı oldu.

Tereddütsüz hızlı okuma tekniği uygulanabilir. Aksi halde iyi okurların teknik nedenlerden ötürü dayanamayıp bırakması çok muhtemel. Demek oluyor ki, yazarla geçtiğimiz haftalarda yüksek tirajlı bir gazetenin, yaptığı röportajlarla ünlü pervasız gazetecisinin yazarla yaptığı röportajda belirttiği gibi kitaba hayranlığını yorumlayacak olursak, gazeteci hanım en iyi ihtimalle ortalama bir okurmuş. Aslında o röportadan da, röportajdaki fotoğraflardan da işin reklam kısmı çok bağırıyordu.

Kolay okunan bir kitap. Benden söylemesi, reklamın kurbanı olmayın, eğer daha önce okumadıysanız Leyla’nın Evi ve Mutluluğu okuyun. Onlar daha iyiydi.

About these ads

About Selgin GB

Otuz beşini geçmiş, mesleğini terk etmiş, iki çocuk annesi. Çalışıyor, okuyor, yazıyor, çok seyahat ediyor, yemek pişirmeyi çok seviyor. yemeklerde sürekli yeni şeyler deniyor, kek güzel kabarırsa seviniyor, yemeğin tuzu fazla kaçarsa üzülüyor. sevdiceği ilk lokmayı ağzına atarken gözünün içine bakıyor. dostlarla muhabbete iyi bir şişe şarap ile lezzetli peynir çeşitleri eklenirse kendini çok mutlu hissediyor, falan filan..

85 responses »

  1. Şu ana kadar bu kitapla ilgili okuduğum en iyi eleştiri. Elinize sağlık…

    Cevapla
    • Beğeniniz için teşekkürler. Sıradan bir okur olarak eleştiriden çok bir kitap aslında bende ne bıraktıysa onu yazıyorum. Kitap eleştirileri devam edecek. Takip edin.

      Cevapla
      • Bence fazla acımasızca eleştirmişsin.Henüz kitabı okumamış olan insanları fikirlerinle oldukça etkileyecek (tabi olumsuz yönde)şeyler yazmışsın.Ben de bu yukardaki kitapla ilgili eleştirini okurken tamamen farklı olma kaygısıyla yazdığını hissettim.Ki bu doğru değilse insanlar yanılabiliyormuş hissini yaşayacağını düşünüyorum.Her okuduğun kitabı tamamen beğenmek ya da her yazdığını kabul edip onaylamak için okumamalısın.Yadıkların bu kitabı beğenen insanlara bir saygısızlık daha da önemlisi yazara ve emeğine saygısızlık.İnsanlar beğenip beğenmediklerine okuyunca karar versin ya da sen beğenmediğini bu kadar kapsamlı değilde daha özet yazsaydın konuyu böyle dallandırıp budaklandırmadan ya da farklı olmak için yazarı emeği harcamadan..

      • Amacım farklı olmak değildi. Eğer şu zamanlarda yazsaydım kabul ederdim, çünkü artık okuduğum kitapları yazarken daha fazla kendi üslubumu bulmuş şekilde yazdığımı düşünüyorum. Kaldı ki, başka kitaplar hakkında yazdıklarımı okuyacak olursanız hiç de acımasız olmadığımı göreceksiniz.
        Bu yazının böyle olmasının sebebi cidden hayalkırıklığına uğramış olmam ve kitabın bana zaman kaybettirdiğini düşünmem. HAksız olduğum yerler olabilir ama ben öyle düşündüm ve yazdım.
        Saygısızlık konusuna gelecek olursak da ben okur olarak yazarın okuyucusuna olan saygısını biraz bu kitapta kaybettiğini gördüm açıkcası.
        Yerli yabancı birçok kitap tanıtım ve eleştri dergisini yıllardır takip ediyorum. Kimsenin iyi ya da kötü yazdığı hiçbir şeyin benim okuduğum kitapla ilgili fikirlerimin oluşmasına katkıda bulunduğunu veya zarar verdiğini düşünmüyorum.
        yazıda beğendiğim yerleri de yazdım, hakkımı yemeyin.
        Bir kere daha söylüyorum bazen kısa yazmak uzun yazmaktan daha güzel ve etkileyici olabilir. Ben hep merak ediyorum, bu ülkede editör denilen insanların iş tanımları, işlerinin kapsamı nedir diye…gördünüz mü, o yazıda eksik bir şeyler kalmış, kitabın editörü de bence iki çift laf hak etmiş.
        Herneyse…bırakırsanız daha da yazarım açıkcası.

  2. Kitap okuna bilecek bir kitap tabiki. Maya’nın bir uçak serüveni ordan hikayeye atlama karıştım ben o bölümlerde. Açıkçası okumadan geçiyordum bazen ama doğruyu söylemeliyim struma olayının varlığından haberdar değildim. Ne kadar tarihe meraklı olduğumuzu düşünüyoruz ama bazı şeyler üstü örtülü kalmış en çok bu olay ilgimi çekti ve araştırma ihtiyacı hissettim.Büyük bir acı, yeri geldi vicdan azabı.. büyük üzüntü duydum . bilmediğimiz ve daha da araştıracağımız bi çok olay var

    Cevapla
  3. Serpil Kılıç

    Çok Çok beğendim. Bu arada tarihle ilgili az da olsa bilmediğim birşeyler öğrendim. Bana birşeyler kazandırdı. Teşekkürler..

    Cevapla
  4. Kesinlikle harika bir kitap.Hem tarihi açıdan,hem de krakterlerin sosyal hayatı açısından.Çok dikkatli ve bize bir şey katmasına izin vererek okumalıyız kitabı…Çünkü bu kitap bunu hakediyor…

    Cevapla
  5. Siz sıradanken biz nasıl ortalama okuyucu oluyoruz anlamadım!..
    Bu yorumu yazan nezaket göstermiş lümpen okuyucu dememiş..
    Doğru bilginin nerden, nasıl, ne şekilde geldiğinin ne önemi var..
    Kitapta Struma olayı bile başlı başına yeterli.
    ortalama okuyucudan saygılarla..

    Cevapla
    • :)
      Bilgi elbette çok önemli. Ben yazarın çok şeyi anlatacağına sadece bir şeyi doya doya anlatmış olmasını dilerdim ki bunların başında Struma olayı geliyor. Sıradan okuyuculuğuma gelince…tabii ki de tevazuyu elden bırakmamak için öyle dedim ve okuyucu olarak bana hangi sıfat yaraşırsa yaraşsın kitabı en çok da yazarıyla tartışmayı isterdim. Gördüğüm, okuduğum kadarıyla da yanılmamışım, kitabın kapsamı yoğun olduğu için ortalama okuyucu kitaba hayran. Sevgiler.

      Cevapla
      • Avukat Ekrem TOS, Stockholm-Ìsveç

        Bu son anlatılan durum beni öylesine gizemli etkiledi ki, kesinlikle özel bir romantik şiir hak etti benden, en güzel armagan olarak; buyurun dinleyiniz:
        yüreğim ve beynim,/
        yaşadığım sürece/
        dünyanın her yanında acılar çeken halkların yanında olacak/
        bunu yaparken sadece kendimden güç alacağım/
        bunun bedeli beni yaşadığım topraklardan,/
        ülkemden, halkımdan, işimden, ailemden, sevenlerimden koparmak bile olsa,/
        ben ceketimi daima yagmurlara asacağim/
        birgün birileri nasılsa, “Kürt asıllı olduğu için/
        Kürtçe bir tek şarkı söylemek isteyen bir adamın”,/
        hiçbir ülkeyi bölmediğinin öyküsü”nü yazacak/
        ve bu öyküyü okuyanlar,/
        şarkı söyleyen insanlardan ve şarkılardan korkulmaması/
        gerektigini anlayacaklardır/

        Yazan: Protest Müzisyen Ahmet KAYA

        *+*+*+*+*+*+*+*

  6. son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. ister istemez kendimi Struma yı araştırıken buldum ve ciddi anlamda etkiledi beni. şahsen benim kitaptan aldığım Maya nın kaşı gözü fiziksel özelliği değil yazarın katmak istediği.. bence okuyucu okuyucudur bunun sınıflandırılmasının bir amacı yoktur..bilmediğim çok şeyi bana kattığı içinde teşekkür ederim yazara..

    Cevapla
  7. Bu listelediklerinden bir tek Leyla’nin Evi’nin sonunu gorebildim. Mutluluk’un ise filmini seyretmeyi tercih ettim ve begendim, bu da bana yetti. En basta yazar hakkinda yaptigin tespit (pek cok seyden birazcik verip derine inmeme) ile sona dogru verdigim hukme (reklam ve satis kaygusu yazinin, ifadenin ve meselenin onunde giden yazar) katiliyorum. Yazarin baslayip yarim biraktigim ki toplam sayi su anda uc, butun kitaplarindaki vazgecis sebebimi durustluk ve acik yureklilikle ortaya koymussun, lafi agzimdan almis yazmissin, ellerine saglik. Cala kalem bir seyler karalamaya calisan birisi olarak yazarin anne-cocuk iliskisini yazamama sebebine takildim biraz. Neden dersen, ayni korkuyu zaman zaman ben de yasarim yazarken de ondan. Gozlem tamam, icinden hissetmek hatta sadece dusuncesiyle bile acimak falan tamam da bazi seyler var ki, acaba bu hissi unutmus olabilir miyim, bu yuzden eksik ya da yeterince duyarli yazamamis olabilir miyim diye korkarim, ama ben boyle korktugumda cogunluk o seyi yazmam. Sonuc itibariyle, otur Selgin, 10. :)

    Cevapla
  8. Merhaba,

    Kitabı dün okudum, bitirdim. Hakkında eleştriilerilere internetten bakmak isteyince kendi görüşlerime çok yakın görüşleri ifade eden bu yazıya geldim. Roman epeyce de hacimli olmasına rağmen kendini bana bir günde okuttu, sürükleyiciliğine bir diyecek yok. Belki de değindiği konuların tamamı benim ilgi alanıma girdiği için bu kadar sürüklendim, elimden bırakamadım. Okuyup yeni öğrendiğim (Mavi Alay) veya tazelediğim pek çok bilgi açısından memnunum; bu kitabı okumak için geçirdiğim süre iyi değerlendirilmiş bir zamandı bence. Fakat bir edebiyat eseri olarak tatmin edici bir yönü yoktu. Okuduğum pek çok popüler Türk romanı gibi Türk okurun edebi zevki için değil, diğer dillere çevrildiğinde kitabı okuyacak Batılı okurun Türkiye ve Türk kültürü hakkında bilgilenmesi için yazılmış olduğunu düşündürdü bana hemen her sayfasında. Örneğin roman kahramı aldığı o sıcak duşlardan sonra herhangi bir havluya değil “Bursa havlusu”na sarınıyor ki ülkeyi tanımaya çalışan batılı okur, havluları ile ünlü Bursa’dan haberdar olsun…:) . Sık sık Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası ve Bab-ı Esrar kitaplarını hatırladım okurken. Doğrusu bir Türk okuyucu olarak, Türk yazar tarafından Türkçe yazılmış kitapları okurken “bu kitap elin batılısı için yazılmış” hissine kapılmak biraz incitiyor beni.

    Tabi ki batılı okurla birlikte kendi yakın geçmişinden bîhaber Türk okurları da bilgilendirmek istemiş yazar. Bu tür romanları ayrı bir tür gibi düşünüyorum ben. Bilgi aktaran, değindiği konularda ilgi- merak uyandıran ve bunu sürükleyici bir kurgu içinde yapan eserler. Faydalı bir iş yapıyorlar bence. Sizin de dediğiniz gibi değindikleri konuların okuyucular tarafından araştırılmasını, öğrenilmesini sağlıyorlar. Ama o kadar. Daha fazla bir derinlik yok.

    Cevapla
  9. Ben Selgin’in yorumlarının çoğuna katılmıyorum,katılamıyorum.
    Sıcak duş falan filan iyi yorumlar fakat diğer yorumlar yanlış.Kesinlikle yanlış.

    ^^Maya’nın fiziksel özellikleri hakkında hiçbir fikir edinmeden bitiyor kitap. Söylemezsem haksızlık olur, Maya’nın memeleri anlaşılan güzel, çünkü üniversitenin genel sekreteri ne zaman karşılaşacak olsalar gözlerini Maya’nın memelerinden alamıyor.^^ şeklindeki yorum o kadar mantıksız bir noktaki…Kim Maya’nın fiziksel özelliklerine bakar,kim o noktalarda kalır…

    ^^Maya’nın eski kocası için hakarete varan nitelemeleri de aklı başında hiçbir kadın, o adamla bir gün bile geçirmiş olsa, kendine özsaygısından dile getirmezdi (Belki de Maya kendisine özsaygısı olmayan bir karakter olarak yaratılmıştı). Eski koca Ahmet’in olumsuz özellikleri her sıralanmaya başlandığında içimden yükselen bir sesin “Bre kadın, o adamla evlenip çocuk yaparken aklın neredeydi? Hiç mi sarılıp yatmadın bu adama?” diye sormaya başlamasına engel olamadım.^^ yorumu kitabı dikkate almadan okuduğunun bir göstergesi bence.Zaten Maya evlenmeden Ahmet’in böyle özelliklerinin farkında olduğunu açıklamıştı.

    Mavi Alay ve Ermeni olayındaki zorlama gibi bazı şeyler okudum.Zorlama falan görmüyorum.Olayların akış yönüne uyduğunu düşünüyorum.Zorlama olsa bile ”feci”denecek kadar bir zorlama ise kesinkes yok.

    Olayda Selgin’in yer verdiği noktalar bana Selgin’in zorlamasıymış gibi grldi.Bu kadar ayrıntıya yer verilmesine gerek yoktu.
    Romanda verilmek istenen sıcak duş,Maya’nın memeleri,Maya’nın kocalarıyla olan ilişkisi değil.Romanın ana kurgusu bilmediğimiz bir çok tarihi olay.Ermeni olayı diye bağıran saygıdeğer aydınlarımızın kaçı Mavi olayı bilir,merak ederim.Ermeni olayına bir yorum yapmıyorum.Ne türkleri ne Ermenileri savunuyorum,ben burda sözü aydınlarımıza atıyorum.

    Selgin’e bol eleştirilerle ortalama okuyucu Yeşim… :D

    Cevapla
    • yeşime genel olarak katılıyorum selgin baya baya abartmış bazı konuları yani roman benim için gayet güzel geçti bir kaç oturuşta bitirdim ve güzel şeyler öğrendim herkesin okumasını tavsıye ederim

      Cevapla
  10. Ben Yeşim’e katılıyorum.Zaten sıcak duş lafını kitapta açıklıyor.Çok sık kullandığını ama bu sözcüğün onu mutlu ettiğini ifade etmiş.Gereksiz bi yorum selgininki.

    Cevapla
  11. Yorumlarına bayıldım!..Ben de kitabı birkaç günde bitirdikten sonra senin harika bir şekilde özetlediğin düşünceleri kafamdan geçirip acaba haksızlık mı yapıyorum diye düşünürken..ancak bu kadar iyimser olabilecek yorumlarını okuyup çelişkiden kurtulmuş oldum.Eline sağlık,içerik hakkında çok aydınlatıcı bence.

    Cevapla
    • Benimle aynı fikri paylaşmana sevindim. Bu yazının ınsanlarda farklı yorumlara yol açması, kendini tartıştırmasını başarı olarak yorumluyorum.

      Cevapla
  12. Selgine katılmyrm.belkide farklı olma adına yapılmş bir yorm.yada kitapta yahudi mağdryetnn yanstlmş olmasına ve mavi alayda türklrn ihmalnn yansıtlmasına gıcık olmş milliyetçi birinn yorumu yada livanelye gıck olan hata arayark kitabı okyn bir arkadş selgin.bişi daha ekleyeym yukarıdki seçenklere yada çokkk üst düzey bir okuyucu her ne kadr sıradan bir okuyucu olarak eleştirilernde mantk ve derinlk bulamasamda yinede bu maddeyi ekleyeym dedm.neyse bikere oldkça akıcı kitap.eline alan bırakamyr bende 2günde bitrdm.bu kitap bana farklı kapılr açtı.livaneli isteseydi mayanın fizksel görnmünü bize hissttirirdi bence özellkle ayrntya girmdi.mayann eşiyle ilgli yorumunada katlmyrm selgnn.insanlr aşık olur evlenr aşk bitnce de olmszlklr gün yüzüne çıkar kimileri evlilklrni buna rağmen sürdürür kimilrde bitirir.ve bittktn sonrada gayet negatf şeyler söleyeblr hatta iğrenerek bahsedeblr.herkesede rahtlkla anlatlr.bu gayet norml aykırı bişi yok.selgin arkdş sanat sanat içndr diyenlerden sanırım.kitap edebytçlrı tatmn etmyblr belki bilemem ama halkın yüzde 95 ini tatmn edecktr.kltaplar illki üst düzey kitap okuyuclrı için yazlmk zornda değldr.livanelye sevglr bayıldm kitabına.okadar az bilinen tarihi olaylrdki anlattkları.teşekkrler değerli insan.farklı bir dünynn kapılrını açtn bizlere

    Cevapla
  13. çevremde okynlrn hepsi çok beğndi.internettki yormlrda genelde olmlu.sıradan toplmn sıradn insanlryz nede olsa

    Cevapla
    • Hani ola ki cevap yazmış mıyım diye bakarsan…cevabımı yarın vereceğim. Sana saygımdan klavyemin tuşlarına rastgele basmayacağım.

      Cevapla
    • Sevgili Duru,
      Hayatımın hiçbir döneminde farklı olmak gibi bir kaygımın olmamış olması belki de en büyük farklılığım olmuştur, diyerek başlayayım.
      Bence benim yazımı ve siz, Serenad hayranlarının bana itiraz yazılarınızı illa ki Zülfü Livaneli’ye ulaştırmalıyız. Ben kendi yazımı yazara ulaştırmaya çalıştım, ancak başaramadım.
      Öncelikle, hata arayarak okumuşluğumu açıklayayım. Hiç de öyle okumaya başlamadım. Ancak ilk 100 sayfada artık sabrımın sonuna geldiğim için bir ara kitabı bırakmayı düşündüm. Bilir misin ne kadar berbat olursa olsun okuduğum kitabı bırakmışlığım sayılıdır. Sonra bari teknik açıdan okuyayım dedim ve not almaya başladım. Sonuçta da bunlar çıktı ortaya.
      Yazar elbet, Maya’nın fiziki özelliklerini anlatmak zorunda değildi. Ancak Maya öyle sığ, öyle işlenmemiş bir karakter olmuş ki yüzlerce sayfanın etrafında döndüğü bir karakter olduğu için dayanamadım. Ben belki de Struma Olayı’nı daha güzel anlatabileceğini düşündüğüm için fazla hayalkırıklığına uğramış da olabilirim. Kitap hakkında yazdığım güzel şeyler de vardı, nedense onları atlamışsın, mesela Maximillian ve Nadia’nın hikayesi, yazarın yapmış olduğu araştırma gibi. Neyse, ben kitap hakkında söyleyeceklerimi söylemiştim.
      Biliyorum ukalaca gelecek, bana kızacaksın ama iyi kitap neymiş öğrenmek için bir İnce Memed’i, Sessiz Ev’i, Buddenbrooklar’ı, Avignon Beşlisi’ni, Scipio’nun Düşü’nü okumanı (bunlar bir anda aklıma gelenler) okumanı tavsiye ederim. Olur da okursan Avignon Beşlisi’nde Uykusuz Konsolos bölümünü benim için de oku. Edebiyat tarihinde bana göre yazılmış en güzel sayfalardandır . Buddenbrooklar’da da Toni’nin sayfiye evi tatilinin anlatıldığı kısımları da çok sevmiştim. Hele ki 3. kuşağın yok oluşunun anlatıldığı son sayfalarda müziğin tüm ritmini sanki İngiliz Kraliyet Orkestrası’ndan senfoni dinliyormuşçasına bangır bangır kulaklarımda duymuştum. İyi kitabın bir müziği olur sevgili Duru. Ben içinde her ne kadar müzik olsa da SERENAD’ı okurken tek bir “la” duyamadım. Bu da benim kusurum olsun.
      Sevgiler….

      Cevapla
  14. Telde yazyrm blraz zorlanark yazyrm ama şunuda merk ettm.pera palastaki asansrn kullnlyr olark gösterlmsnn mahsuru nedir bunu bile kusur olrk görmşsünz.sanki kitabı en baştan en sona hata arama amacyla okumşsnz okadar kaptrmşsnzki hatta anlatılnlr önemszlşmş ve kusur olmayan şeyler bile kusur gibi görnmş gözünze.allahşkna kaç kişi mayanın fiziki görünşnü kafasında canlndrmyşını sorun etmştr asansr konusna takılmştr veya birçk insanın yaptığı duygulr bitnce geriye dönüp sevgllrine kimileride eşlerne böğğht ne kadr kişilksz zayıf birydi denilbleceğini bile bile mayanın eşiyle ilgli yorumlrını uygnsz bulmştr.

    Cevapla
  15. Valla ben solksz okudum o yüzden yorumunuza şaşrmştm.şaşırmamk lazm tabiki ama kitabı yeni bitrmştm biraz tepkm duygsldı.herkesn tarzı kitaptn beklentsi güzellk kavramı birbrnden farklı değlmdr.mesela tasvrlerden hoşlnmyn bir okur belkide ince memedi beğnmeyecktr nasıl bukadr emin olablysnz.çok kitp okuyn bir okurla arada bir okyn okurn algısı bakış açısı veya fakültede edebyt vb okumş birinn algsı ile eğitm almyn birinn algısı aynı olblrmi.ya aslında klavyeli telde çok zor yazyrm yazack çok şey var ama şimdlk bu kadr.

    Cevapla
  16. Edebyt öğrtmni arkdşma elif şafak ın aşkını çok beğndğmi söledığmde aşk kitplrnn en alasını okudğnu o kitaplrnn yannda bunn basit kaldığnı sölmş ve kitp önermişti.birden anımsadm dejavu…

    Cevapla
    • ahmet erdil
      Eleştiriler aynen benim düşündüğüm gibi. .Şu günlerde Çıplak Ayna’yı okuyorum. Bizim topluma resmen ayna tutmuş yazar hanım hele de son yıllarda insanların çürümüş ruhları . değişik kişiler üzernden çok güzel anlatılmış. Azıcık ürpermek ve farklı bir roman okumak isteyenlere mutlaka tavsiye ederim Çıplak Ayna yı

      Cevapla
      • Merhaba,
        Çıplak Ayna/ Yüksel Ayaydın’ı daha önce duymamıştım. Okuma listeme ekledim. Edebiyatımızın gelişmesi için okuyucu olarak bize de düşen görevler olduğunu, yeni yazarları okumamaız ve içlerinden en azından kendimiz için seçimler yapmamız gerektiğine inanıyorum. Günümüzde önplandakilerin bir kısmının bize satılan yazarlar ve eserler olduğunu anlamak için pazarlama gurusu olmak da gerekmiyor.
        ilgilenir misiniz bilemem ama kendi kitabımı da bu veslieyle önermeden edemeyeceğim. Farklı olduğuna, dikkatli okunursa her okuyana başka başka alt metinler sunabileceğine inanıyorum. Adı: LEZZETLİ ÖYKÜLER. Mayıs ayında piyasaya çıktı. Kitabevlerinde bulamazsınız, satış potansiyeli olmadığı için (bir yazarın ilk kitabıyla ilgili olarak buna nasıl karar verilebiliyor anlamadım) raflara konmadı. İnternetten temin edebilirsiniz veya adres verirseniz ben size alıcı ödemeli gönderebilirim.
        Size, kendime ve tüm kitapseverlere kitaplarla dolu güzel günler ve keyifli okumalar diliyorum.

  17. seher karaman

    sevgili zülfü livaneline binlerce kez tesekkürlerimi sunuyorum.senin benim onun milyonlarca insanin aslinda yasadigi bir cok hikayeden biriydi seranad.cok büyük bir merakla üzüntüyle caresizlikle doldu yüregim kitabi okurken.insanlik anlayisinin hizla degistigi günümüzde kesinlikle okunmasi gereken hikaye.tekrar tesekkürler.

    Cevapla
  18. Barba Crema

    Sabun köpüğü gibi…Boş ve hafif…
    Kocaman deniz gibi görünüyor ama girince anlıyorsunuz ki derinlik yok.Ancak ayak bileklerinize kadar geliyor.
    Bir zamanlar Fakir Baykurt tarzı vardı.Köy romanları yani…
    Zülfü Livaneli,Fakir Baykurt’un kentlileşmiş versiyonu ama Fakir Baykurt’un dörtte biri düzeyinde.
    Bu romandan ikinci sınıf bir aşk filmi çıkartılabilir.
    Titatik’ten aşırmaca bir şey olur.Hazır gemi var,facia da var bir de destansı aşk hikayesi ekledin mi mevzu tamamdır.

    Cevapla
    • Evet tam da dediğiniz gibi. Ama beni en çok eğlendiren nedir biliyor musunuz? Çok satıp kendini edebiyat yapıyor zannedenlerin bir an evvel İngilizce’ye çevrilip dünyada da çok satacaklarını varsanıları. Şükür ki dünyada edebiyattan anlayan editörler ve eleştirmenler var da kimin yeri neresidir bir bakışta belli oluyor.

      Cevapla
  19. Selginciğim;
    Hatırlarsan lisede beraber dersaneyi kırıp kitap fuarına gitmiştik (Annen okumasın) Sana daha önce de yazmıştım bunu ama hala son derece hızlı ve derin bir şekilde okumaya devam ettiğini görmek çok mutlu ediyor beni, eskiden yeni bir kitap aldığım zaman önce girer ekşi sözlükten yorumlara bakardım. Şimdi artık ekşi sözlük ergen ortamı oldu. Tam bu sırada senin blogun imdadıma yetişti. Bayram öncesi alışverişime Koltuk, Serenad, İskender ve Her Kadın Bir Rus Şaire Aşık Olur da dahil oldu. İskender bitti, dün Serenad a başladım. Gece 2:30 a kadar elimden bırakamadım ve yarıladım. Şimdi yanımda öğlen tatilini iple çekiyorum. Ama senin eleştirilerinin çoğuna da katılıyorum. Erkek romancılar (özelikle de Türkler – Orhan Pamuk hariç) kadın karakterle bütünleşmekte sorun yaşıyorlar. Bir de Maya’nın Şile’de Max’ı ısıtmaya çalışırken omzundan da öpmesi bana tam yaşlı adam fantezisi gibi geldi ve rahatsız etti. Aynı durum Vedat Türkali’nin Kayıp Romanlar’ında da vardı. (Ki Vedat Türkali’ye taparım) Bilmiyorum ama bana suni geldi. Valla böyle edebiyat tartışabilmek bana ilaç gibi geldi de ondan çenem düştü sanırım. Lütfen yazmaya devam et. Görüşmek üzere…

    Cevapla
    • Sevgili Banu,
      Evet hatırladım, ne güzel bir gündü değil mi? Annemin okumasına gelecek olursak, o benim uğraştığım bu işlerin hepsini oldum olası ultra gereksiz olarak değerlendirmekten ötürü öyle bir risk yok. Kaldı ki önemseyip LEZZETLİ ÖYKÜLER’i bile okumadı. Şimdi ağlamaya başlayacağım bak, ergen hislerim depreşti.
      Ben İskender’i okur muyum bilemiyorum. Kendim para vermeyeceğim kesin. Okursam da hakkında tek kelime yazmayacağıma kendime söz verdim. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bu saatten sonra Elif Şafak ve onun eserine olmam gerektiği kadar nesnel yaklaşamayacağımı biliyorum.
      Serenad hakkında yazdıklarıma Orhan Pamuk’un nitelemesiyle “saf” okurlardan şiddetli tepkiler, “düşünceli” okurlardan ise övgüler aldım. Demek ki, okuma işini becerebiliyorum. Artık bundan sonrası var, yazma işi. Saflığı koruyarak, eğer gerektiği gibi düşünceli yanımı geliştirebilmişsem altından kalkabileceğimi sanıyorum.
      Yüzyüze görüşemesek de bu ortamda birbirimizi anladığımız konularda paylaşabilmek güzel.
      Sevgiler ve bol öpücükler…

      Cevapla
  20. Yazıklar olsun Livaneli’ne!! Bu kitapta Ermeni meselesinde resmen Türkiye suçlanıyor. Ülkemizin o anki durum ve şartları es geçilerek, olay dramatik bir hale getirilerek mantıksız bir şekilde suçlanmış Türkiye. Hem onlara göç ettirmek en insaflı çözümmüş sonuçta onlar kandırılıyordu Osmanlı’ya karşı kışkırtılmaya çalışıyorlardı; sırf Osmanlı aleyhine Ermenilerin kurduğu bir sürü cemiyet varken onları ülkemizde nasıl barındırabilirdik ki. Yolda onların katliam edildiğini söylüyor ama bunu yapanların eşkiya olduklarını zaten kendisi söylemiş. Eşkiya herkese eşkiyadır onların ırk ayrımı yok ki! “Ermeni soykırımı vardır” diyenlere çok güzel bir davetiye olmuş bu kitap. Roman edebi açıdan kötü mü iyi mi bilemem, ama daha önce otuz dile çevrildiyse yazarın kitapları ve uluslararası birçok ödül aldıysa, eminim bu roman da çevrilir ve diğer ülkelerdeki insanlara da ulaşır ve o insanlar Türkiye’nin Ermeni soykırımı yaptığını düşünecek.
    Ayrıca Kırım soykırımında da neredeyse yine Türkiye’yi suçlamış. Tabi ki o insanların öldürülmesi korkunç bir şey. Ama eğer biz onları kurtarsaydık bu sefer de Rusya bize savaş açardı. Yani elimizden hiçbir şey gelmemiş o insanlar için ki bir şey yapamamışız bu gün gibi ortada. Bunu düşünemeyecek kadar kör olamaz bu adam. Ben burda art niyet ararım arkadaş. Olmaz böyle yazıklar olsun sana Livaneli!! İçim acıdı resmen vatana ihanet bu!

    Cevapla
  21. Selgin Hanım madem yazarsınız ve size burdan ulaşma fırsatımız var; size söylemek istediklerim var. Lütfen, siz de dünyaca ünlü bir yazar olma kaygısıyla diğer ülkelerden alkış toplamak için ülkenizi kötülemeyin. Dostoyevski, Tolstoy; Turgenyev ve daha niceleri gibi gerçek bir yazar olun..
    Bir de şunu söylemek istiyorum evet korsan çok kötü bir şey. Ama kitaplar çok pahalı. 20-30 lira biz öğrenciler için pahalı olabiliyor. Bu yüzden de korsana yöneliyoruz ister istemez. Bakın benim ablam edebiyat öğretmeni ama o bile diyor ki “korsan al”. Düşünebiliyor musunuz bunu bir edebiyat öğretmeni söyleyebiliyor vaziyeti siz düşünün artık. Eminim daha çok kitap yazarsınız siz. Hazır burda ulaşabiliyorken söylemek istedim bunu. Ve bu bir tek benim düşüncem değil bütün arkadaşlarım, tanıdıklarım, etrafımda kitap okuyan kim varsa kitap fiyatlarından şikayetçi. Bu sözüm sadece size değil bütün yazarlara. Kitap yazarken, çıkarırken bu da düşünülmeli bence…

    Cevapla
    • Sevgili Tuğba,
      Bir yazar adayı olarak tavsiyelerin benim de aklımın bir köşesinde daima tutmaya çalıştığım şeyler. Ancak bazen öyle şeyler oluyor ki bu olayların yorumu kişinin dünyaya ve olaya bakışıyla kişiden kişiye değişebiliyor. Bana mavi görünen sana gri görünebiliyor mesela ve ben eğer griyi sevmiyorsam senin dediklerin benim için bir anlam taşımayabiliyor. Bu olağan hayatta olması gereken bir şey. Oysa kurmacada anlatının içinde gerçek olaylardan bahsediliyorsa, yazar bir şekilde kendi fikrini ifade etse bile anlatıdaki olaylarla ve kişilerle mesafesini korumalı, okuyucusuyla anlatısının arasına girmemeli diye düşünüyorum. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil. İşte yapabilenler de büyük yazar oluyor.
      Dediğin çok doğru. Ülkemizdeki gelir dağılımına göre kitap fiyatları çok yüksek. Bunun yanısıra yaşamını kitap yazarak kazanabilen yazar sayımız da fazla değil çünkü kitabın etiket fiyatı üzerinden elde edilen gelirin çok da fazla olmayan miktarı yazarın cebine giriyor. Bu bir bakıma paradoks. Ben bunca yıl sırf bunun için bile dirsek çürütmüş olabilirim. İstediğim kadar kitap alabilmek için. Şimdi durumları nedir, bilemiyorum ama ben zamanında “Halk Kütüphaneleri”nden çok faydalanmıştım. Özellikleri de klasikleri okurken. Elbette kütüphanelerde güncel eserleri bulmak kolay olmuyor.
      Aslında keşke karşılıklı güvene dayalı olarak kitaplarımızı paylaşabilsek. Eminim çok iyi olurdu. Bak şimdi aklıma süper bir proje geldi. Ben projemi bir düşüneyim.
      Sevgiler…

      Cevapla
  22. vicik vicik yapis yapis, oyle zorlama, oyle hadsiz, bi insan blogunda kendini aa unuttum diye nasil tanitir?

    Cevapla
    • Hadler n’olur sizin olsun.
      Merak edip bakmış olan da sizsiniz.
      Daha da vıcığı…mümkünse benden sizin gibiler uzak dursun.
      Merak etmeyin, ben sizden hayatım boyu uzak duracağım için benden size bir şey yapışmaz.
      (Açıkcası bu yazının yorumlarından bu tavra çok aşinayım. Bir taraftan da hiç üstüme alınmıyorum)

      Cevapla
      • IQ su düşük kendini, beğenmiş mükemmel insan seni , sana tek sözüm biz ortalama okuyuculardan uzakdur yalvarırım sana :D

  23. Bence Kitaptaki sürüngenlik bu kadar anlattıgın kadar basit değil .
    konuları zorlama oldgu halde gayet başarılı bir eşkilde götürmüş ön yargın var gibi yada sutruma hakkında önceden daha başarılı bir kitap okudun okuduysan önerirsen sevnirim.

    Cevapla
    • Elbette bu kadar basit değil. Hiç önyargım yoktu, hatta yazarın daha önceki iki kitabı Mutluluk ve Leyla’nın Evi’ni severek okuduğum için belki de fazla yüksek beklentim kitabın beni fazlasıyla hayalkırıklığına uğratmasına sebep oldu. Yazarlar için iddialı, geniş hapsamlı kitaplar yazmak her zaman risklidir. Tutarsa, yazarı o kitabı çok yükseklere taşır. Aksi söz konusu olduğunda ise oldukça sert eleştirilere maruz kalabilir. Hatta benim gibi profesyonel okuyucu, amatör eleştirmenler bile kendilerinde kitap hakkında söz söyleme hakkını görürler.
      Yazımda da söylemiştim, en güzel yeri Maximillian-Nadia’nın hikayesini nesnel şekilde anlattığı kısımdı. Keşke başka, bambaşka yan konulara dağılmayıp sadece Struma’yı anlatsaymış. Eminim o zaman ortaya muazzam bir eser çıkacaktı.
      Beni en çok kitapla okur arasına sürekli giren yazarın gölgesi rahatsız etti. Bu gölge o kadar yoğundu ki, okuyucu olarak bir türlü Maya’nın Zülfü Livaneli’nin yansıması değil asıl karakter olduğuna ikna olamadım.
      Struma hakkında başka kitap okumadım. Çünkü çok ilgimi çeken bir konu değil. Eğer olur da gelecekte elime böyle bir şey geçerse, okursam ve beğenirsem haberdar ederim.

      Kitabı beğenip, bayılan ve kitapla ilgili yazdığım yazıdan bir türlü hazzetmeyenlerin edebi zevk ve birikimleri hakkında da elbette fikirlerim var ancak bu kadar ukalalığın yeterli olduğunu düşündüğüm için onları kendime saklıyorum.

      Cevapla
  24. white crema

    Sayın Selgin Hanım,
    Mutluluk adlı kitabı severek okuduğunuzu yazmışsınız.Bence o da Serenad adlı kitap düzeyinde.Zülfü Livaneli’nin sorunu iyice incelemeden ,araştırmadan çalakalem yazmasındadır sanıyorum. Bu yüzden de romanlarında uyumsuzluklar var.Mutluluk’ta Anadolu’nun doğusundan
    feodal ilişkiler içerisinde yaşayan,bilgi ,kültür düzeyi düşük bir genç kızı yola çıkarıyor ve olayların akışı sonunda beş altı ay sonra bir gece Ege Denizi’nde yüzdürüyor. Düşününüz bir defa,siz yaşamınızda deniz kıyısında doğup büyüdüğü halde denize, gece giren kaç genç kız gördünüz?
    Denize böyle girdikleri gecelerde akşam yemeklerini narenciye çiçeklerinin baygın kokusunda yediklerini de belirtiyorlar.Narenciyenin çiçek açtığı dönemde denize girmek,hem de gece girmek mümkün müdür? Üşüyüp titremezler mi acaba?
    Bence bu uyumsuzluklar özensizliğin olduğu kadar bilgisizliğin de sonucudur.
    Bunun da nedeni bazı insanların şöhretlerinin bilgi,küitür ve yeteneklerinden daha fazla olmasıdır.
    Sayın Zülfü Livaneli’de olduğu gibi.
    Mutluluk ve Serenad Zülfü Livaneli’nin değil de her hangi bir insanın imzası ile yayınlansaydı
    sonuç ne olurdu düşünmek lazım.
    İyi pazarlar ve sağlıklı günler.

    Cevapla
    • Dediklerinize katılmamak mümkün değil. Düşününce hatırladım ama şimdi olduğu kadar tırmalamamış demek ki Mutluluk’ta bahsettiğiniz ayrıntılar.
      Şöhret önemli bir şey…Misal benim kitabımı D&R satış potansiyeli olmadığına karar verip raflarına sırtı dönük bile koymadı. Olsun…Gerçek yazarlar başka dillere çevrilme, çok satma kaygısı olmadan önce kendileri için yazarlar.
      (Bundan da böyle bir sonuç çıkardım ya…Helal olsun bana!)
      Sevgiler…

      Cevapla
  25. çok güzel bir kitap. öğretmenimiz bu kitabı ödev olarak verdiğinde kesin sıkıcı bir kitaptır diye düşünmüştüm ama hiçte myle değilmiş. muhteşem!

    Cevapla
  26. Bu kitabı okudum. sizinde tabir ettiğiniz gibi akademik bir seviyede okuyucu değilim. basit bir okuyucuyum. kitabı matamatiksel kalıplara oturtulmuş şekilde değerlendirmiyorum. halka yönelik halkın anlayacağı şekilde yazılmış olmasını her kesime ulaşabilmesi açısından güzel görüyorum. bende bazı bölümlerinde bazı paragrafları atlayarak geçtim.ancak kitaptaki maya karakterinin fizksel özellikleri veya aldığı duşlar benim için bir önem arzetmiyor. kitaptan edindiğim genel kanı ise insanın her yerde insan,caninin ise her yerde cani olduğudur. benim canim senin caninden iyidir anlayışının insanlık tarihinde hiç bir zaman yer bulamayacağıdır.masum insanları öldürerek veya öldürülmesine sebep olarak kahraman olduklarını sananların veya tarihi aldattığını sananların, tarih içerisinde zamanla gerçek yerine oturacaklarını daima bilmeleri gerekir.
    basit bir okuyucu olarak kitabı beğendim. satırları değil içeriği önemli.

    Cevapla
  27. “İyi kitabın bir müziği olur sevgili Duru. Ben içinde her ne kadar müzik olsa da SERENAD’ı okurken tek bir “la” duyamadım. Bu da benim kusurum olsun.” iyi bir kitabın nasıl olması gerektiği ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Çok hoşuma gitti.

    Cevapla
  28. Ben kitabı hala okuyorum.Aslında bu kitabı Zülfü Livaneli’yi çok sevdiğim için aldım ve kitabın konusuMnu biliyordum.Severim böyle tarihi yanı olan sosyal kitapları.Başlarda evet biraz aya’nın oğluyla ilgili ilişkisini tuhaf karşılamıştım.Bir anne oğul ilişkisi bu derece zayıf olamazdı.Bunu belki de Livaneli böyle yaparak başka bir şey anlatmaya çalıştı.Kitabı prof. ün hikayesini dinlemek için heyecanla okudum ve sonlardayım Nadia hikayesini çok güzel yazmıştı ve Maya’nın aksine Nadia zihnimde hemen canlanıverdi.Bir an onu yaşadım.Bilmiyorum belki bir çok şeyi birbirine karıştırmıştı.Mavi alay ve Yahudi soykırımı ikisini birlikte kullanması biraz sorunlu.Ama kitabında sadece barışın ve insanın önemini hissettirmeye çalıştığını düşünüyorum.

    Cevapla
  29. ESEN BAYKAL

    Kitapa dün başladım ve bugün bitirdim .Yani elimden bırakmadan soluksuz okuduğum bir kitap oldu inanılmaz keyifli ve insanı hemen araştırmaya sevk eden bir kitaptı.Her zamanki gibi yine Zülfü Livaneli farklılığında bir eserdi.Yüreğine,kalemine ve eline sağlık….

    Cevapla
  30. Yazdığım yazıdan anlaşılacağı gibi henüz kitabı okumadım.okumadan önce kamuoyu yoklaması yapmak istedim ve bu sayfaya girdim ne yazık ki okuduğum eleştiriden etkilendim zaten kim olsa etkilenir diye düşünüyorum.Yazarın diğer kitaplarını okumamış olsaydım kesinlikle vazgeçerdim.Ama şuan bildiğim şey okuduğum bu eleştiri yüzünden kitabı bu kusurları bulmak için okuyacağım ve bu ne yazık ki bir yere kadar elimde olucak. -Kimsenin iyi ya da kötü yazdığı hiçbir şeyin benim okuduğum kitapla ilgili fikirlerimin oluşmasına katkıda bulunduğunu veya zarar verdiğini düşünmüyorum; demişsin fakat ben etkilendiğimi söylüyorum bir okur olarak.Farkımız belkide senin okurdan çok yazar kimliğiyle bir kitaba başlamandır.Aksi halde bu kitabı yeni okumaya başlayacak bir okurun hiç etkilenmemesi çok mümkün değil.Yazdıklarının doğru ya da yanlışığında asla değilim belkide doğru tesbitlerdir benim anlatmak istediğim henüz okumamış olan kişileri bu denli etkileyecek kadar olumsuz ve detaylı yazman.Eğer bu haklı olduğunu düşündüğün yazıyı kamu ya değilde direk yazara ya da editörüne ulaştırabilseydin amacına uygun olurdu ama bize ulaşınca eminim bu yazar sen de olsaydın üzülürdün.Geçmekte olduğun bu meşakkatli yoldan verdiğin emekten onunda geçtiğinden eminim ve birgün eserinle ilgili okuyucuyu bu denli etkileyecek bir eleştiri okumak seni üzerdi.Dün yazdığım yazıda sana haksızlık ettiğimi düşünmen bile böyle bir eleştiriyi okuduğunda üzüleceğine işaret ki çok haklı olurdun.Tesadüfen girmiş olduğum bir bloktu ama keşke okuduktan sonra girmiş olsaydım bir sonra ki okuyacağım kitapta bu yoklamayı yapmayacağımdan eminim:) İyi bir yazar olma ve her kitabında biz okurlarına doyurucu eserler sunman dileğimle.Umarım bunu sen başarırsın ve eleştirdiğin yazarların sana göre yaptıkları hataları tekrarlamazsın. Sevgiyle kal…

    Cevapla
    • Haklısınız…bu yazının ulaşması gereken yer yazarın kendisi veya yayıneviydi. Lakin yazar dediğiniz kişilere ve hele ki, yayınevlerine ulaşmak öyle kolay olmuyor. Dediğim gibi şimdi olsa daha kolay olabilirdi, çünkü artık bu kitap yorumlarımla ciddi ciddi ilgileniyor yayınevleri. Yani bir bakıma sesimi duyurmayı başardım.
      Tamam, kabul ediyorum. Yazdığım zaman insanlar okumadan önce okurlarsa biraz eleştirel gözle bakmalarını istedim. Sonrasında yazdığım kitap yorumu yazılarında daha tarafsız olmaya çalıştım. Bu yazıda böyle bir tavır takınmamın temel sebebi okuyucu olarak kendimi yazar tarafından küçümsenmiş hissetmemdi.
      Bir yazar olarak böyle bir yazıyla karşılaşacak olsam ne hissederdime gelecek olursak, benden beklentisi olan, yazdıklarıma kafa patlatmış ve üşenmeyip de bunları yazmış okuruma saygı duyardım herhalde. Aynı şu anda size duyduğum saygı gibi.
      Yine de size ve yazıyla ilgili sizin gibi düşünenlere bir özür borcum var. Okumadan, okuma zevkinizi kırdığım için özür dilerim.
      Son bir şey…Umarım beni okumaya devam edersiniz. Sizin gibi bir okuru kaybetmek istemem… :)

      Sevgiler…

      Cevapla
      • Devam ediceğimden emin olabilirsin fakat okuduğum bir kitap hakkında olucağından emin olabilirsin:) Ve birgün yazdığın bir eseri mutlaka okumak isterim.
        Hoşçakal

  31. Bu arada atladığım bir konuyu belirtmeden geçemedim eğer yapıcı bir eleştiriyi kabul etmek istersen, yazar olma yolunda emek veren biri olarak bence hiçbir zaman okuyucuya ortalama okuyucu ve ortalama okuyucunun altı olarak bir kinaye yapmaman.Sen tüm kitleye ulaşmalısın tabii ki bunu önce kendin için yazmalısın ama bunu sadece kendin okuyabildikten sonra yazarlık adı altında fazla bir önemi kalmıyor.Bu ortalama altı, üzeri konusunu yazarken amacın bu değildir belkide ama bu şekilde algılandığından emin olabilirsin ve bu senin prestijini emin ol etkiler.Sadece zeki, farklı, birazda kitaplar konusunda ve üslupta tarz sahibi okurların seni anlayabileceği çağrışımını uyandırıyorsun.Kitaplarında yazdıklarınla tüm kesime hitap edebilmelisin ki kendilerini geliştirip kendi tarzlarını sayende oturtabilsinler.Son olarak bloğunda ki röportajında kullandığın ya da çok az kullamakta olduğun makyaj malzemelerine kadar yazmış olman seni amacından uzak gibi göstermiş şahsi fikrim eğer önemi varsa kendinle ilgili herşeyin daha gizemli ve saklı yaşanması.İleride ünlü bir yazar olduğunu varsayarsak:)Umarım başarırsın.Bu yazı yayınlanmasada olur hatta yayınlanmasında ben sadece bu yazının sana gelmiş olduğunu ve sana olumlu yönde ufakta olsa bu yolda bir katkısı olduğunu bilsem yeter.
    Hoşçakal..
    Saadet Gevez

    Cevapla
  32. bence hikaye hem akıcı hemde bilgilendiriciydi uzun süredir okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi selginin yorumlarıyla kitaba yazara ve okuyucuyucuya haksızlık ettiğini düşünüyorum haklı olduğu noktalar vardı ama hep kötü yönde eleştirmiş bu da henüz okumamış okurları okusa bile kitaba karşı soğutuyor halbuki bu kitap kesinlikle okunması gereken bir kitap

    Cevapla
  33. ben çok acımasızca yazılmış bir yorum olarak gördüm senin yazını bence her romanda olabilecek ufak tefek sorunların olması kitabın çok akıcı ve öğretici olmasına yani çok ideal bir kitap olmasına engel değil
    not: profesör 84 yaşında değil 87 yaşında

    Cevapla
  34. KIYMET MUNAWAR

    Merhaba;

    Yapmış olduğunuz eleştiride katıldığım noktalar elbette var, katılmadığım noktaları da dile getirmeme gerek duymuyorum çünkü; bir kitap her okurda aynı etkiyi bırakacak diye bir şey söz konusu değil. Yalnız beni üzen nokta, bu kitabı beğenen okuyucular için ortalama bir okuyucu deyimi kullanılmasıdır. Türk yazarlarımızın kitaplarıyla kıyaslandığında, söz konusu kitap, belirli bir kaliteye sahiptir. Bu anlamda, kitabı hangi okur grubu okursa okusun, kitabın seviyesini düşürmez görüşündeyim. Daha önce çoğu kimsenin bilmediği tarihi bir olayı açıklığa kavuşturması bile, başlı başına kitabı bir baş yapıt yapar diye düşünüyorum.

    Saygılarımla
    Kıymet Munawar.

    Cevapla
  35. Bu kitapla birlikte okumayı sevdimi araştırma yapyı sevdim. Okuduğum hiç bir kitapta bir sonraki sayfayı bu kadar merak etmemiştim… tarihi olaylar açısından bilmediğim bir çok şeyi oğrendim özelliklede nazi almanyasını… Herkese okumasını tavsiye ederim.

    Cevapla
  36. serenad çok güzel akıcı bir kitap.severek ve ilgi duyarak iki günde bitirdim. tarihde bilmediğim konuları ögrendim.herkesin okumasını tavsiye ederim. livanelinin yazdığı kitaplar çok sürükleyici ve araştırmaya yönelik.bilgilendirici. iyi ki sizin gibi yazarlar var.

    Cevapla
    • Sanırım buradaki yazardan kasıt ben değilim. Zira hem kitapla ilgili çok iç açıcı şeyler yazmadım diye hatırlıyorum hem de bu tür kitap eleştirisi (yorumu? artık ne deniyorsa) yazanlara bildiğim kadarıyla yazar denmiyor. Neyse, siz kitabı sevmişsiniz ya, önemli olan bu. Gerisi hikaye.

      Cevapla
  37. halet ermin

    Sabahım şenlendi:) Ne kadar güzel bir yermiş burası. Serenadı okumadım okumayı da düşünmüyorum. Ama eleştirinin çok yerinde olduğunu hissettim. Benim yaşımda (54) çoğu şeyi hissedebiliyorsunuz. Lezzetli Hikayeleride merakla arayıp bulmak isterim . Çok güzel bir kitap olduğunu hissediyorum. Sevgiler…

    Cevapla
    • Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. serenad’a eleştirim sertti, kabul ama hala fikrimde ısrarlı olduğuma ve eleştirime karşı sert eleştiriler aldığıma göre kendimce doğruları yazdığımı düşünüyorum.
      Sadece maddi çıkarlar doğrultusunda bize dayatılan herşeye karşıyım, hele söz konusu kitap olduğunda duyarlılığım daha bir artıyor.
      Eğer Lezzetli Öyküler’i çok okumak isterseniz selgingb@gmail ‘e adresinizi gönderin ben size imzalayıp alıcı ödemeli olarak göndereyim. Hani bunu çok yaptım, elimde bir sürü var da ondan…

      Cevapla
  38. sevgili selgin,
    öncelikle yorumunu okurken sinirlendiğimi söylemeden geçemicem.ancak tabiki yorum adı üstünde eleştirenin kendi düşünceleridir hep iyi olucak diye bir şey yok hatta bir kitap üstünde iyinin yanısıra kötü yorumlarda gelmesi, kitap üzerinde bir tartışma ortamı yaratılması onun başarısını gösterir.fakat her ne kadar farklı yorumlarda okumalıyız diyerekten okusamda yorumunu bitirdikten sonra yazara ve emeğe büyük bir saygısızlık yaptığını düşündüm.daha önce bazı arkadaşlarında söylediği gibi kitaptaki sıcak duş,mayanın memeleri yada kocasıyla olan durumlara değinilmesi kitabın sığlığını değil yorumunun sığlığını gösterir.fakat tabi söylediğin gibi baştan kendini baş karaktere alıştıramadıysan konunun içine girmektense bu gibi şeylere takılı kalman şaşılacak bir durum değil.yazarın çok iyi bir araştırma yaptığına değinmişsin.çok sağol gerçekten bu kadar bilgi kokan romanda bunu görebilmene sevindim.keşke yorumunu bu denli ukalaca ve saygısızca yapmasaydın bizde birçok iyi yorumun arasında bir de farklı bir bakış açısı okur mukayese edebilirdik.sonuçta sen sıradan bir okuyucusun zülfü livaneli ise çok değerli bir yazar.senin okumak için verdiğin emek ve zamana yazıksa yazarın kitap için yaptığı bu koskoca emek bu yorumların hiçbirini hak etmiyor.umarım sende ilerde bu gibi kitaplar yazıcak olursan bazı okurların senin içine ruhunu kattığın satırlara, bunun derinliği yoktu dalamadım diye yorumlar getirmezler.oysaki maddi çıkarlar doğrultusunda bize dayatılanlara karşı duruşuna yürekten katılıyorum. güncel hayatımızda farkına varamadığımız fakat gerçekten üstünde durulması gerken bir konu ancak bu düşünceni yanlış yerde kullandığına inanıyorum.tamam kitap adına reklam amaçlı bir takım çalışmalar olmuşsada senin o, bu neki ben nice kitaplar okudum dediğin kitaplarında reklamı yapıldı.umarım reklamların üzerimizde bıraktığı ve benim tamamen karşı olduğum bu etki bir kerelik istisnai bir durum çıkarırda karşımıza serenad’ı okutturur insanlara.nede olsa konu üzerinde iyi yada kötü ama düzgün ama gayesiz yorumlar alabilmemiz için bütün okuyucu kitlelerine ulaşmak gerekir değil mi? :)

    Cevapla
    • Son cümle = bestseller. Sıradan bir blog yazısına bile yorum yazarken bile hangi “de” eklerinin ayrı yazılmasını bilmelisin ki seni ciddiye alabileyim. Yine de Z. Livaneli’yi çok takdir ediyorum, böyle ateşli hayranlar edinebildiği için. Dayatılanlar dışında kişilerin kendi okuma zevklerini edinmeleri gerekir. Bir de bak aklıma ne geldi… İyi şarabı en iyi kim anlar biliyor musun? Damağı kötü şaraba aşina olanlar. Bir gün gerçekten iyi bir roman okuduğunda bu roman ile ilgili ne demek istediğimi anlarsın. Yapacak bir şey yok, ukalalık bende baki!

      Cevapla
  39. kişilerin kendilerine özel okuma zevkleri olması gerekiyorsa iyi veya kötü roman diye bir ayrım yapamazsın.benim damağım her tada alışkın sen telaş etme.ama sonuçta kendi şarabımı kendi damak zevkimi ben bilir,bulurum senin iyi bir roman oku dediklerinle değil.yinede kişi kendini içinde hissedemediği romanlarda yazarı suçlayamaz ve böyle yorumlar yapma hakkını kendinde bulamaz.şarabı beğenmediysen garsona bağırıp çağırmak yerine git yenisini iste.umarım anlatabilmişimdir.

    Cevapla
    • Şahsında herkese kendi okuma macerasında başarılar diliyorum. Garsonun günahı yok elbette ama bu garsonun nezdinde kimi nitelediğine bakar. Daha şimdiye kadar şükür ki bir sommelier’in dayattığı şarabı içme gafletine düşmedim. Ben bir yerde yemek, servis, vs.yi begenmediysem bir daha oraya gitmem. Hadi bu muhabbet fazla uzadı. İşletme sahibi öyle ortalarda çok görünmez. Sebastien! Neredesin?

      Cevapla
  40. sevgili zülfü livaneli….öncelikle sunu söylemek isterimki serenad simdiye kadar okudugum en güzel kitaplardan biriydi.emeginize,yorumunuza,yürerginize saglik .beni öyle etkilediki bu kitap okurken o günleri yasamis gibi oldum….tek kelimeyle muhtesemdi …cok tesekkürederim

    Cevapla
    • Keşke Zülfü Livaneli kitabıyla ilgili duygularınızı okuyabilseydi, eminim çok mutlu olurdu ama ne yazık ki böyle bir şeyin gerçekleşmesi bu blogdan mümkün değil.
      Sizler var olduğunuz sürece Zülfü Livaneli sizin için, sizin seveceğiniz şeyler yazmaya devam edecektir, kuşkunuz olmasın.
      Amannn ya, bana neyse!….

      Cevapla
  41. anlatımı dayanılmaz bulduğum için mavi alay ya da struma’ya gelemeden bıraktım. Maya’yla özdeşleşemedim. Kitapla ilgili hiç bir şeyi sevmedim ve çok satanlar kurbanı oldum bir kez daha. Beğenen insanlara anlam veremiyorum ve okuduğum yere gelebilmek için bile sabrımı zorladım. Yorum için teşekkürler.

    Cevapla
  42. kitap fazlasıyla hoş “”son ada””dan sonra hiç bir kitap beni etkileyemez demiştim.Yanılmışım!

    Cevapla
    • Sizin adınıza sevindim. Sonuçta herkes aynı kitabı benzer duygu ve donanımla okumuyor. Her kitabın okuyucusuyla var olması böyle bir şey. Hep güzel kitaplar okumanız dileği ile… Sevgiler…

      Cevapla
  43. Bence kitap çok çok güzel.Ortalama bir okuyucu olarak bakmıyorum kitaba.Teknikmiş,yok Maya’yı hissetmemiş vs vs gibi de bakmıyorum…Kitap çok çok güzeldi…

    Cevapla
  44. Hayat ve Ötesi

    Yorumunuz çok güzel. Tebrik ediyorum. Aynı düşüncelere sahibiz.

    Kitabı okudum, bir kitap sitesine kitapla ilgili düşüncelerimi yazmak için girdim. Kim ne yazmış diye bir göz gezdirdim. “Allah Allah bu işte bir terslik var” dedim. Herkes mükemmel, harika, dehşet, süper ötesi demiş. Çok nadir eleştiri almış. Ben başka bir kitap mı okudum aceba diye düşünüp duruyordum.

    Yok aynı kitabı okumuşuz. :) Selamlar..

    Cevapla
  45. SİZ HER KIMSENIZ KITABI OKUMADIĞINIIZ HER HALINDEN BELLI BEN DE ADAM GIBI BIR OZETTIR DIYE OTURUP OKUYORUM BURADA. BENCE INSANLARIN ZAMANINI DAHA FAZLA HARCAMADAN BU ACIMASIZ ELEŞTİRİLERİNİZİ VE SAÇMA YORUMLARINIZI KALDIRIN. ADAM GIBI OZET YAPACAKSANIZ YAPIN GERISINE DE ZATEN SEVİYENİZ YETMEZ. SİZ KİM? ZÜLFİ LİVANELİ GİBİ ÖNEMLİ BİR YAZARI ELEŞTİRMEK KİM? KOMİKSİNİZ. GÜLDÜRDÜNÜZ KENDİNİZİ. ZAVALLILAR.

    Cevapla
  46. süper eleştiri. hem derinligi hem de edebi yönü olmayan bır kitapti. yıllardır kose yazılarında belirttiği görüşlerini bu defa da maya’ ya söyletmişti. aynı seyleri tekrarlaması, sürekli açıklamalar eklemesi ( yeşil pasaportun ne ise yaradığını bile açıklamıştı) okuma istegini yok ediyordu. evet gemi ile ilgili verdigi bilgiler yararlı olabilir ama bunu iyi bır edebiyatla vermesine engel neydi?

    Cevapla
  47. Sevgili Selgin Hanım
    eleştirilerinizin çoğuna katılmıyorum galiba biraz acımasızca yazmışsınız bu eleştirileri ama en çok bu romanı beğenenlere kullandığınız “ortalama” lafı beni üzdü yani ben bu romanı beğendim diye ortalama mı oldum? tamam benimde beğenmediğim yerler oldu (bunlar kesinlikle sizin yukarıda saçmaladıklarınız değil) ama kitap genelde çok etkiledi ve öğrendiğim çok şey oldu bir romanı beğenmek kişinin ortalama okuyucu olup olmamasıyla ilgili değildir sadece okuyucunun ilgi alanlarını merak konularını içeriyorsa etkileyicidir kişiden kişiye değişir siz kısaca benim ilgimi çekmedi ifadesini kullanabilirsiniz ya da sırf yazarından dolayı böyle düşünüyorum diye not bırakınız

    Cevapla
    • Ortalama olmak bazen iyidir. Aslında size imrendim. Eğer eleştirel tutumumdan yzaklaşabilseydim ben de muhtemelen en az sizin kadar zevk alacaktım.
      Okumak zaman içinde gelişen bir eylemdir. Her okumanız size farklı pencereler açıyorsa, bambaşka okumalara götürüyorsa ve siz her seferinde yeni yazarlarla yeni dünyalar keşfediyorsanız, bir yazarın başka eserindeki satır aralarından nadide anlamlar yakalayabilyorsanız bu verimli bir okumadır. Saçmalık mı bilemem ama benim asıl itirazım yazarın bu anlatıda okurunu ancak ortalama bir birey olarak görüp kendini çok daha yukarıda konumlandırmasıydı. Yoksa, az ya da çok, ortada bir emek vardır kabul.
      Edebiyatımız yeri geldiğinde acımasız eleştiriler söz konusu olabilirse gelişir. Bizim en büyük eksikliklerimizden birisidir bu. Kitaplar üzerine yazılanlar nadiren tanıtım yazılarını aşabilmektedir.
      Öyle ya da böyle… lütfen okumaya devam ediniz.

      Cevapla
  48. Selgin Haklı. Çünkü o romancılık kalitesi yönünden bakıyor.”Ortalama okuyucu” da haklı, o sadece sürükleyicilik açısından bakıyor belkide.Yada şimdiye kadar duymadığı bazı facialardan artık haberdar olduğu için beğeniyor kimbilir.
    Ancak Livaneli, Bir Kedi,Bir Adam, Bir Ölüm ,, de daha iyiydi sanki.Ama yinede, Nobeli Türkçe adına aldığını idda edip, hemde Kar romanında bir tankın sessizce uzaklaştığını yazabilme yeteneğine sahip Orhan Pamuktan daha iyiydi.

    Cevapla
  49. Sağ olun, eleştiri yapmışsınız. Ben de bunları bir tek ben mi düşünüyorum diye kendi bakış açımdan şüpheye düşmüştüm.Ama benim dikkatimden kaçan bölümlerle ilgili yorumlarınız da var. Eleştiri yapmış olmanız güzel çünkü dünyayı sarsacak kitaplar dışındaki kitaplar eleştirilmiyor. Yani diğer sitelere de baktım,bir iki yüzeysel eleştiri var.Laf olsun diye yazılmış.Genellikle iyi şeyler. tabi kitap iyiyse iyi eleştiri yapılabilir. Yani bi Dostoyevski’yi olumsuz yönde eleştiremeyiz.Ama “Serenad iyi bi kitap değil.eleştirtirirken neden gerçekçi olmayalım ki.Sadece hikayeler sağlam,ama kahramanın tasviri bile yok. oysa şunu söylemek lazım insanlar bu kitabı okuduğunda en azından,din,devlet ,otorite gibi sarsılmaz kavramları sorgulama gibi bir girişimde bulunacaktır.buna ön ayak olduğu için yazara teşekkürler.

    Cevapla
  50. Şunu anlamadım,sanki dinlerine küfredilmiş gibi niye bu insanlar “Serenad”ın kişisel eleştrisine bu kadar takılmışlar.yani siz sevdiyseniz “sevdik”diyin.sevmeyen niye sevmedim dediğinde bu kadar tepki alıyor anlayamadım. Yoksa bütün bu eleştiriye ateş püskürenler Zülfü Livaneli’nin menajeri mi?

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.167 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: