Bugün size acıklı YORK testi maceramı anlatacağım. Hani şimdilerde Grupanya’da olsun, Grupfoni’de olsun ucuzlayıp herkesin ulaşabileceği bir test olan YORK testinden söz edeceğim.

Geçen yıl Mart ayında, şu anki işime başladım. Ofiste ilk günler sakindi, ofis ahalisinin çoğu Barselona’da bir toplantıdaydı. Birkaç gün sonra oda arkadaşım dahil tam kadro kısmen sağlandı. İki ekürimden biri Barselona’dan Fransa’ya geçmişti, o bir hafta sonra geldi.

Oda arkadaşım bir psikiyatristti ve o benden dört ay kadar önce işe başlamıştı. Eş pozisyonlardaydık. Uzun sarı saçları olan bayağı alımlı bir bayandır kendisi. Neyse, kısa zaman içinde Samu’nun işe başladığında ne kadar kilolu olduğunu ama kısa sürede nasıl da hızla zayıfladığını sıklıkla duymaya başladım. Hele ki mayıs ayında periyodik genel şirket toplantısında aralık ayındaki bir önceki son toplantıdan sonra ilk kez görenlerin görür görmez ilk yaptıkları zayıflama başarısından dolayı tebrik etmek ve sonrasında da onun zayıflama öyküsünü dinlemek oluyordu. Samu da herkese bıkmadan, büyük bir zevkle anlatıyordu. Hatırlarım, temmuz başında Danimarka’dan bizim üstlerimiz gelmişti ve Uskumru’daki akşam yemeği boyunca da Samu’nun zayıflama hikayesini yani mucizevi YORK testini onlara anlatışını dinlemiştik.

İşin kötüsü gayet mantıklı görünse de YORK testinin dayanağı kafama bir türlü yatmamakla beraber (bir doktor olarak bana tıbbi dayanağı biraz uydurulmuş geliyordu ama Samu da neticede bir doktordu ve gönülden inanıyordu, hatta öğlen yemeklerde yanına oturanlara uzun uzun yiyecekelere karşı vücutta gelişen antikor hikayesini anlatıyordu) inkar edemeyeceğim bir gerçek vardı ki, ben işe başladıktan sonra bile Samu belirgin şekilde zayıflamıştı.

Samu’nun anlattığına göre bazı yiyeceklere karşı vücudumuzda IgG gelişiyordu ve bu antikorlar yüzünden bu yiyecekler tipik bir antijen-antikor reaksiyonuyla vücudumuza zarar veriyordu. IgG geliştiği bu YORK testi ile saptanan yiyecekler diyetten çıkarıldığında kronikleşmiş bir sürü somatik (vücudunuzla ilgili) şikayet geriliyordu. Yani, premenstrüel sendromunuz azalıyor, hazımsızlık şikayetleriniz geçiyor, varsa ödeminiz çözülüyordu. Mucizeydi yani.

Geçen yaz , daha önceki yıllarda bir yaz boyu üç ayı bana kabusa çeviren irrtiabl barsak sorunum atak yapar gibi olunca, “Tamam,  ben de yaptıracağım şu YORK testi denen şeyi!” dedim. O zaman test ücreti 850 TL idi, doktorum filan diye 450 TL’ye anlaştık. Doktor olduğumu ispat etmek için de neredeyse diplomamaın noter tasdikli suretini gönderdim. Kiti bir kuryeyle yolladılar, ofiste kendimden parmak ucu kapiller kan alıp kitteki aparatla gönderdim, sonrasında iki haftalık heyecanlı bekleyiş başladı. Bu arada Samu’nun rüzgarından ofiste bilumum insanların etkilenerek bu testi yaptırdığını ve test sonucunda IgG gelişmiş besinleri diyetlerinden çıkarttıktan sonra fark edilir şekilde zayıfladıklarını, bu kişilerin nasıl artık kendilerini sağlıklı hissettiklerini anlattıklarını da söylemeliyim. Belki de onları görmek Samu’nun kendisinden fazla etkilemişti beni.

İki hafta kadar sonra bir toplantının ortasında telefonuma test raporunun e-mail olarak gönderildiği mesajı geldi. Toplanmtı bitiminde heyecanla raporumu açtım ve tatatatammmm…Hayallerim yıkıldı, alt üst oldum. Meğer iki hafta boyunca bu e-mail’de birilerinin bana haaytımın şifresini anlatacağını sanmışım. Hep Samu gibi benim de raporumda  en azından maya ve glutene karşı IgG çıkacağını, böylelikle alkolü ve delisi olduğum hamur işlerini bırakarak sonunda da onun gibi zayıflayacağımı düşünmüştüm. Evet, benim de antikorlarım vardı ama alabalık, dil balığı ve kaju fıstığa karşı antikorlardı bunlar. Bir daha, bir daha baktım rapora…sonuç buydu. Gerçek şu ki, alabalıktan nefret ederim, dil balığı ömrümde toplasam beş kere yememişimdir ve değil kaju fıstık, çerez bile hemen hiç yemem. Muhteşem bünyem nasıl olmuştu da bu hemen hiç tüketmediğim besinlere karşı antikor üretmeyi başarmıştı anlamamıştım. Sonuç olarak, diyetten çıkaracağım bir şey yoktu, zayıflamak için bir sebep de çıkmamıştı.

Akşam eve dönerken, ağustos ayında olmamız itibariyle indirimden 450 TL’ye en az üç çift ayakkabı almış olabileceğimi düşünüp hayıflanıyordum. Bir taraftan da o paraya ne evler geçindiğini söyleyip, kızıyordum kendime. Sonra biraz Polyanna’cılık olacaktı ama olsundu..bu testle çok güzel bir şeyi, ne kadar sağlıklı olduğumu öğrendiğime karar verdim. Demek ki o zararalı olduğunu kabul ettiğimiz hiçbir şey benim için zararlı değildi ve istediğim kadar tüketebilirdim. Bunu söylediğimde kardeşim, “YORK testi yaptırıp da obez olacak olan tek kişi sensin herhalde,” dedi. Bir yıl geçti. Aynı tas aynı hamam, obez filan da olmadım ama artık yemek yer, şarap içerken gönlüm rahat. Kapı gibi York testim var elimde.