Öne Çıkan

KİMSE VAR MI?

Tak tak…

Kim o? 

Ben Selgin… Kimse var mı diye bakmıştım. Neyse ki siz varmışsınız…

Oooo… Hoş gelmişsin, hangi rüzgar attı seni buralara?

Aslında ben başka bir bloga gitmiştim, orada yazı okurken fark ettim, özlemişim blogumu. Mahcubum, en çok da kendime ama dayanamadım, mahcubiyetin faydası yok, dedim geldim.

Boşver, takılma sen öyle şeylere. Valla… Neticede senin değil mi buralar, gelrisin gelmezsin kim karışır. 

Di mi ya?

Ne içersin? Aç mısın, tok musun?

Aç değilim. Eskidendi o, sürekli aklımda ne yesem diye düşünür dururdum. Şükür geçti, artık az yiyorum, temiz yiyorum.

Temiz yemek derken?

EAT CLEAN diye bir şey var, dünyada. Fazla işlemden geçirmiyorsun, az pişiriyorsun, soslamıyorsun, paketlenmiş ürünlerden olabildiğince kaçınıyorsun falan filan… İlgilenirsen anlatırım birara etraflıca.

Yani artık öyle mis gibi pişmiş ekmekler, güzel yemekler yok mu?

Ekmek var ama hep standart aynı, ekşi mayalı ekmek yani ilgi çekici değil pek. Bazen bir yere giderken elim boş gitmeyeyim diye yaptıklarım oluyor aman onları da anlatmazsam olur yani.

Ben takıldım bu EAT CLEAN’e. 

E, söz sana. Geniş zamanda anlatacağım. En azından bunun için geri gelirim. Ben bi yeşil çay alabilir miyim?

Bi bakayım, var mı? N’oldu siyah çayın suyu mu çıktı? 

Ne bileyim, alıştım yeşil çaya. Pek içmiyorum siyah çay. Filtre kahve de içemezdim eskiden, granül kahve tüketirdim. Artık onu da içemiyorum. Evde tezgahın üstü türlü çeşit kahve ekipmanı doldu. Bi ara Chai de çok içiyordum, bir de Robois. Aslında onlar kışın iyi oluyor. İnsanın boğazı nefesi açılıyor. Ha, bir de tarçın çayı seviyorum. Sıcak suya bir çubuk nefis oluyor.

Sen iyice antin kuntin bir şey olmuşsun, yahu!

Galiba öyle oldu, ben farkında olmadan. Ama memnunum ben bu halimden. Ay, özlemişim seni. Valla, konuştukça daha çok anladım.

Ben de seni, yemekleri değil de en çok kitaplarını anlatmanı. 

Doğru, ben de özledim kitaplar hakkında yazmayı.

Seyahatler ne oldu?

Yok artık pek seyahat, en azından iş yüzünden. Aile seyahatleri de çoluk çombalak olan ancak okullar tatil olduğunda. Bir de evde oturuyorum artık, yani evden çalışıyorum. Günlük ofise bile gitmiyorum.

Hadi canım! Ev-ofis yani, süper!

Orası tartışılır, süper olup olmadığından emin değilim. O da ayrıca konuşulacak bir konu.

Döndüğüne göre yazacak mısın kitapları?

Okursam, neden olmasın?

O ne demek?

Eskisi kadar okuyamıyorum demek.

Neden ki?

Birincisi iş için gün boyu tıbbi makale okuyorum, sonra canım bir şey okumak istemiyorum ve daha önemlisi artık yakın gözlük kullanıyorum, bir türlü alışamadım onu takıp çıkarmaya.

Aa… gerçekten mi? Sen kaç yaşındasın ki? O kadar oldun mu?

Kırk üçün içinden geçiyorum. Sıfır olunca gençlikte erkenden yakın gözlük sahibi olunuyor.

Bak ben bunu bilmiyordum.

Çiğ badem, kavrulmamış fındık filan var mı yeşil çayın yanına ara öğün yapsam. Bu çay yaseminli, nefis olmuş.

Ben bir türlü alışamadım onu içmeye. İçim bulanıyor, ilaç içer gibi hissediyorum kendimi.

Ben de öyle hissederdim, alışıyor insan.

Hah, badem var.

Paketi verme, on tane yeter bana.

Neyse, geldim ya artık umudum var okurum da belki daha fazla, sırf buraya yazmak için.

Eee… hep iş güç mü var? Yeni bir şeyler yok mu hayatında? EAT CLEAN den başka.

EAT CLEAN benim için artık olağan oldu. Yenilik hep var. Mesela AMİGURUMİ var.

AMİ.. GO?… O ne be küfür gibi?

Hahhhahaaa… Ami-gu-ru-mi… yani tığ işi örgü oyuncaklar.

Aaaa…  biliyorum ben onu. Çok tatlılar. Onlardan mı yapıyorsun? İnanmıyorum ya!… Adı ne dedin? Ay, ben de istiyorum. Yapamam ama.

Yaparsın, yaparsın. Olmadı ben yaparım sana.

Eee… onları da anlatırsın burada artık değil mi?

Yok sanmam. Onları yazıp anlatmak zor iş ama sana da gösteririm yaptıklarımı buradan. Bir de bakalım ne kadar sürer buna ilgim. Daha eğlenceli bir şey bulunca bırakırım ya da kenara kaldırıveririm ben. Huy işte.

Bi yeşil çay daha?

Yok, sağol. Ben kalkıyım artık. Defi okuldan gelir.

Peki… bi daha ne zaman gelirsin? 

Kısmetse en yakın zamanda. Ben bir şey sorabilir miyim? Sizi bulur muyum burada bir daha geldiğimde? Yani, kendi kendime takılmayayım burada. Siz varsanız daha güzel oluyor da ondan dedim.

Kısmetse ben de burada olmaya çalışırım. 

Çok memnun oldum, görüşmek üzere.

Öyle yani…

 

 

 

FIRINDA KIYMALI EKMEK

Şimdi şimdi anlıyorum ki, ben bu “eat clean”e kendi kendime takılmaya devam etmeliydim, aynen evde durum nasılsa burada öyle olmalıydı.

Eat Clean’le ilgili tarif vermek bence kolay değil çünkü çok kişiye özel ve yemekle araya mesafe koymakla çok ilişkili, yani özünde yaşamak için beslenmek var. Yemeğe dair minimalist bir yaklaşım.

Ben elden geldiğince “Eat Clean” de kalmaya çalışıyorum ama evin mutfağı yine elbette tam gaz devam ediyor. Nasıl devam etmez ki, 15 yaşında ve günde 2 saat spor yapan bir ergen erkek,  9 yaşında damak zevki ultra gelişmiş bir kız ve bir de BB var. Antrenman sonrasında oğluma “fırınlanmış enginarlı, lor peynirli, kinoa salatası var,” diyemiyeceğim aşikar. Metabolizması zaten yaş gereği tam gaz çalışırken, buna sporun verdiği turbo etkisini de katınca evet, onun yeterice karbonhidrat ve protein alabileceği şekilde yemek planlaması yapıyorum.

O yüzden şimdi vereceğim tarif önceki yazıyla çelişiyor görünse de ben hâlâ kendi içimde tutarlılığımı koruyorum.

Pöff! ne uzun girizgâh oldu.

Vereceğim tarif çok kolay ama bir o kadar da güzel. Çocukluk günlerimden ilham aldım. Rahmetli ananem yemek yaparken, kıymalı iç kavurduğunda tazecik, çıtır ekmeğin köşesine soğanlı, biberli, domatesli yemek içinden koyar, verirdi ve ben bunu çok severdim.

kıymalı ekmek

Bu tarifte  bayat ekmekle kullanıyorum.

  1. ekmekler küp küp doğranır.
  2. üstüne domates, soğan, biberli, sulu kıymalı harç dökülür.
  3. rendelenmiş kaşar peyniri konur
  4. 280 derece fırında 10 dakika, kaşarlar kızarana kadar pişirilir.

Çok kolay ama lezzetli bir yemek oluyor ama eğer bundan yememeyi başarır, yiyen ev halkının mutluluğu ile doyarsanız, o zaman daha güzel olur.

Öyle yani…