İKİ YAZAR, BİR ÖYKÜ

Hemen ve kısaca anlatayım, zira vaktim pek dar.

Hikaye şu: www.edebiyathaber.net yaklaşık bir yıldır video-öykü adlı bir uygulama yapıyor. Ben bu sayfalarda zaten bahsetmiştim.

Dokuzuncu uygulama bir animasyon filmdi. Seyretmek için lütfen ilgili sayfaya geçiniz. –>

Sekizinci uygulamaya öykü göndermiştim ve seçilmişti. Dokuzuncu da Atalet, bana hani, diye sordu. Yok, dedim, bunda aşk var bana uymaz. Sonra Atalet rahat durmadı ve bana bir başlangıç gönderip  bu sefer, hadi, dedi. Ben bu arada dere tepe Karadeniz’deydim. Eh, bu durumda kayıtsız kalamazdım ve FB mesajları üzerinden ben bağlanabildikçe bir Atalet, bir ben öyküyü yazdık. Herkes kendi tarzında takıldı.

Lafı uzatmayayım, italik yazılar Atalet’in, düzler benimdir. Adımları farklı olan iki dansı aynı sahnede eşli yapmak gibi bir şeydi. Ben çok zevk aldım. Lütfen buyrun, seyredin. Pardon okuyun. Bilete elbette gerek yok…

PATLAMIŞ MISIR

mısırların patlama sesi azalınca kapattı altını tencerenin..

mısırları raftan aldığı iki porselen çukur kaba boşalttı..

çocuklarının kahkahalarla güldüğü salona girdi..

kanapede yayılmışlardı..

ekranda hızla hareket eden iki animasyon ahtapotu izliyorlardı..

tam ortalarına yerleşti..iki eliyle iki yana mısır kaplarını uzattı..

kızı mavvv diyerek kaptı kabını.. hemen ayaklarını karnının üzerine yerleştirdi..

oğlu yine dalmıştı filmin içine.. bir kaç kez seslenince duydu annesini..

 

ahtapotlardan biri diğerini kurtarmak için çabalayıp duruyordu ekranda..

arabadaki buz kutusundan kurtarmış ama denize varamadan yine yakalanmışlar..

bu kez telefon tellerine kadar zıplamışlardı..

ama  bir oh diyemeden bu kez de martı kaptı teldekilerden birini..

diğeri.. bir an baktı uçurulup götürülen sevgilisinin arkasından..

çizgi ahtapot suratında yıkılmış bir ifade ile .. hayat zor der gibi bakıyordu..

derken yine harekete geçti..

 

ne zaman vazgeçtik birbirimizi kovalamaktan..

her koşulda beraber olak için zorluklarla başetme gücümüz ne zaman bitti tam olarak..

martının sevdiğimizi kaptığını bile farketmemeyi nasıl başardık..

diye düşünürken.. filmden uzaklaştı kadın.. sağ eli ile kızının minik ayaklarını okşarken..

 

O sırada adam, iş yemeği bitiminde müşterilerle vedalaştıktan sonra barda yerini almıştı. Uzakta, deniz kenarında bir şehirdeydi. Günün yorgunluğu olanca ağırlığıyla omuzlarına çökmüştü.Telefonunu sessiz konumundan çıkardı. Cevapsız çağrı olup olmadığına bakarken kaşlarının yukarı doğru hareketiyle alnında oluşan kırışıklıklar hayal kırıklığını anlatıyordu. Tezgahın ardında barmen ona doğru yaklaşıp önüne bir bardak altlığı koydu.

Barmenin “Ne içerdiniz sorusu?” bir bakıma içinde ihtiyaç halinde sohbet arkadaşlığı vaad ediyordu. Telefonunun ekranı kararırken kafasını kaldırıp “Viski,” dedi. “Tek buzlu.”

Barmen önce viskiyi sonra da tezgahın alt rafından hazır çerez tabaklarından birini çıkarıp önüne koydu. Adam dalgın hareketlerle eli fıstık kabuklarının arasında dolanırken yanına gelen kadını sırtına dokunan ince, zarif elin varlığıyla fark etti.

“Zor ve uzun bir gündü değil mi?” diye sordu kadın eliyle barmene işaret ederken.

Adam, evet, anlamında kafasını salladı.

Kadın, adamın önündeki bardağı işaret ederek, aynısından istedi. Adama yaklaştı. “Sonuçta istediğimizi aldık ama değil mi?” diye sordu.

Adam dudaklarına iğreti bir gülümseme yerleştirerek “Evet. Oldu. Bundan sonra önümüz açık.”

Kadın bar taburesi üzerinde bacak bacak üstüne atınca eteği biraz daha yukarı sıyrıldı. Elini adamın elinin üstüne koydu. “Çok çalıştık. Çalıştın.” dedi. “Büyük ödülü hak etmiş olmalıyız.”

Adam  uzaklara gitmiş gibiydi. Ani bir hareketle yerinden kalktı. Kadın şaşkındı.

“Bana biraz müsade eder misin?” dedi, kabalığını hafifletmek için.

Kadın az önce adamın eli üzerindeki elini, yana doğru açıp omzunu hafifçe kaldırışıyla, ne yapmamı bekliyorsun ki, demek istiyordu.

Adam elinde viski bardağı ile terasa çıktı, telefonunu kulağına götürdü. Uzun uzun çaldırdı.

 

kadın tam kızının odasından çıkarken telefonunun çaldığını duydu..

Kapıyı yavaşça cektı.. Merakla telefona dogru koştu.tam ulaştıgı anda sustu telefon..

Bir cevapsız arama gorunuyordu ekranda sahipsiz..

Göstere tıkladı..

Aşkın yazıyordu ekranda..

Kocasının adın ılk kaydettıgı zaman.. Ne cok gulmuslerdı..

Ee hem aşkınım hem Askın’ım demıstı ..

Hafif ukala bır kaş kaldırışıyla..

 

Şımdı sadece Aşkın aramış diye düşündü..

Telefonu yavaşça bıraktı komodinin üzerine..

Keşke yetişseydi..

İyiyiz.. Çocukları yatırdım.. Selam söyle !iyi geceler gibi sıadan cevapları daha kolay verebilirdi..

Oysa kendisi aradığında…

Bir giriş cümlesı gerekecekti..

 

Aramadı..

Telefonu bırakıp..

Oğlunun odasına gitti.. Hadi bakalım yatağa dedı..

Babam ne zaman gelecek dıye sordu cocuk..

Arayıp da hem iyi geceler demek hem de sormak ister misin..

Süper diye sevindi çocuk..

Hemen telefonu getirip oğluna verdi..

Kendisini de yatak örtüsünü açmak ortada dağılmıs kitapları oyuncakları toparlamakla meşgul etti …

 

Telefon açılmadı. Bir an gözünün önüne çok tanıdık bir görüntü geldi. Karısı kanepede kıvrılmış yatıyordu, üstüne aldığı battaniye kaymış, aşağı sarkmıştı. Sol eli yanağının altındaydı. Saçları sağ yanağının üzerine dağılmıştı. Uzanıp  saçlarını kulağının arkasına almak istedi.

Bardağını dudaklarına götürerek kovaladı tüm bunları. Çok eskide kalmıştı. Hızla evden ayrılmadan önceki gün yaşadıkları kavganın parçaları üşüştü beynine.

Yarım dönerek içeri baktı. Oradaydı, barda oturuyordu. Sağ omzunu hafifçe bara doğru eğmişti. Bluzunun sırt açıklığı biraz daha derinleşmişti sanki. Telefonuna bir kere daha umutsuzlukla baktı.

Mesaj ekranına “İyi geceler. Sabah çocuklarla konuşmak için ararım,” diye yazarken aslında kararını çoktan vermişti.

Bara döndü. Barmen, “Devam?” diye sordu. “Hayır,” dedi. Kadın beklediği gibi inanmaz baktı.

“Ben sabah uçuşumu erkene alacağım, kahvaltıda evde olmak istiyorum. Sana iyi geceler,” dedi.

 

kadın itiraz edecekmiş gibi yerinde dikleşirken..

telefonu çalmaya başladı..