BANA YETER

Galiba özüme dönüyorum.

Greniler iyi geldi. Herkese tavsiye ediyorum. Greniler için aklımda not tutuyorum. Greniler sırasında hangi kitapları okudum, hangi filmleri seyrettim. Hangi kare hangisine denk gelir bilemem ama benim için bir bakıma bir döküm olacak. Mesela kalık ipleri birleştirerek ördüklerimde Necib Mahfuz’un Marimar’ı var. Ya da mavi – mor batikli ipleri örerken Begin Again seyrettim, turuncu – grilerden örerken O ses Türkiye’de Karima’yı dinledim. Dün annemden aldığım kırmızları bu akşam öreceğim, öncesinde veya sonrasında Ken Beuer’in Baudlaire’in Paranoya’sını okuyacağım. Muhtemelen tüm grenilerin hakimi Virginia’nın Günlükleri olacak.

Virginia’nin Günlükler’ini okurken dün açıp eski yazılarımdan birine baktım. Susan Sellers’ın Virginia ve Vanessa adlı kitabı hakkında yazdıklarımı okudum. Buraya okuduğum kitaplar hakkında yazmanın sizi bilmem ama en azından kendim için önemli bir işlevi vardı. Bu aralar birkaç kere daha eski yazdıklarıma ihtiyaç duydum. Yekta Kopan’ın İki Şiirin Arasında adlı son kitabını okurken elimden bırakmama ramak kala da gittim, Aile Çay Bahçesi için yazdıklarımı o kitabı neden sevmediğimi hatırlamak için okudum.

Virginia’nın 47 yaşındayım. Orlando’yu yeni bitirdi. Her kitap sonrasında  başka bir roman daha yazamayacağı kaygısını duyuyor. Oysa her yeni roman, hiç beklemediği bir anda geliyor ve her yeni kahraman bambaşka güzellikte çıkıyor. Altındaki en büyük endişe tükenmek korkusu.

Bir süredir görüyorum ki, biz çabuk tükeniyoruz. Edebiyatımızda yazarlarımızdan çıkanlar nedense bir zaman sonra konu ve kişiler değişse de tekrarın ötesine gidemiyor. Ama burada bir gariplik var. Çünkü Murakami kitaplarında istisnasız tekrarlanan şeyler vardır, kız karakterin kulakları, ana karakterin yemek pişirmede usta olması ve her daim yapılan mıntıka temizliği, kız karakterlerin hep biraz cool duruşları, birilerinin intihar etmesi, vs… ve ben bunları okumayı seviyorum. O zaman demek ki, sorun tekrarda değil. Bakalım belki zaman içinde şansım varsa anlarım.

Virginia’da gördüğüm önce kendisi için yazıyor. Her ne kadar roman yayınlandıktan sonra kim ne diyecek, kim ne yazacak diye merak içinde kıvransa da yazma süreci önce kendisi için. Kim okur, değil endişesi. En çok bittiğinde yayın öncesinde son kez okuduğunda kendisinin beğenip beğenmemesini önemsiyor, sonra eşi Leonard geliyor. Kendisine karşı tarafsızlığından emin olduğu ilk kişi Leonard ve onu Clive Bell, Vanessa’nın eşi takip ediyor.

Neticede, yapılan iş her ne olursa olsun önce kendimizin sonuçtan mutlu olmamız gerekiyor. An’nanemin dediği gibi, “işini önce kendin beğen, sonra eller beğensin. Kendin beğenmezsen de sakın ortaya çıkarma.”

Bu hafta ekmek yapmaya geri döndüm. Baktım ki, evde ekmek oldukça çok tüketiliyor, evde ergen olduğu için çok normal, bir de söylemesayıp nefis soğuk/sıcak sandviçler hazırlarım, yeniden evde ekmek yapmaya koyuldum. Hazır paketli ekmeklerden içlerindeki katkı maddeleri yüzünden bayağı tırsıyorum. Yalnız şöyle bir sorun var, bu ekmekler çok lezzetli oluyor, bu durumda da bir yiyeceklerine iki yiyorlar.

wpid-ımg_20141016_220036.jpg.jpegÖnce cevizli, üzümlü çavdar ekmeği yaptım. Paket unun çavdar + normal un karışık olduğunu sandım ve yanıldığımı fark ettiğimde artık çok geçti. Malzemeyi kurtarmak için normal un, su, un, su derken hamur an’nnanemin deyimiyle “molla akayın tobanı” kadar oldu. Neyse ki, hamur ziyan olmadan kurtuldu.

wpid-ımg_20141018_140224.jpg.jpegHafta içi bazen ofise yakın bir zincir kahve dükkanında kahvaltıda panini yiyorum. Paniniyi yediren ekmeği ve cidden pahalı satıyorlar. Ben elbetti ki, bu panini ekmeklerden yaparım dedim ve yaptım, o da oldu. Biz bu ekmekleri elit insanlar gibi mozerella, kuru domates, fesleğenli sandviç için değil kokoreç için kullandık. Bu arada evde kokoreç de yaptığım böylece ifşa oldu.

wpid-20141019_222636.jpgBu serinin son ekmeği de dün gece fırından çıktı. Akşam mutfağı toparlamıştım ki, sabaha çocuklara kahvaltıda ekmek olmadığını gördüm. İki tane çavdarlıdan vardı ama onlar beyaz ekmek seviyorlar. Tabii ki de üşenmedim, yaptım ve onlar pişerken bir arkadaşıma sorup ekmeklerime marka ismi de buldum. Au pain de Selgin.

Greniler beni mutlu ediyor ve örmekte bayağı ustalaştım. Yarın öbür gün sevdiklerimden biri altına girip uyuduğunda güzel bir rüya görürse bu bana yeter. Ekmekler fırında pişerken mis gibi kokuyor ve çocuklar yediklerinde “çok güzel olmuş” diyorlar. Bu da bana yeter.

Virginia’yla bir süre daha devam edeceğim. Onu geceleri uyumadan okumaya karar verdim. Bir süre kitap olarak Virginia’nın Günlükleri de bana yeter.

Öyle yani…