KÜÇÜK VE BASİT

Bazen düşünürüm, kimin hayatı kime göre daha zor, daha büyük diye… bu aralar daha çok düşünüyorum bunu. Sebep? Cevap basit. Hayat eziyor beni…

Farklı gözle farklı yerlerden bakmaya çalışıyorum.

Misal, kendi anne ve babama bakıyorum. İkisi de sınıf öğretmeniydiler. Yarım gün çalışıyor, işlerine yürüyerek gidip geliyorlardı. Babam bir süre sonra huzursuz bir ruh olarak (ki bu hal bana ondan miras kaldı) kendini uzağa saldı. Aslında buna asıl sebep bendim, evden hayli uzakta bir okula başlamıştım ve babam evden uzakta kalanın sayısı artacak olursa evin de taşınması konusunda şansımızın daha yüksek olacağını düşünmüştü ancak yanıldı. Kadının fendi, erkeği bir kere daha yendi. O, baktı ki olmayacak bir süre sonra eve yeniden yaklaştı bense kaçınılmaz olarak uzaklaştım.

Neyse, derin mevzulara dalmadan devam edelim.

Öğretmenlere saygım sonsuz ve hemen itiraf edeyim işlerini bir gün dahi olsa yapamazdım. Annemle babamla kendimi mukayese ettiğimde her ne kadar şu anda maddi olarak kazancım onlardan misliyle fazlaysa garantsini veririm ki, manevi kaybım kazancımın kat be kat üstündedir.

Annem 43 yaşında emekli olmuştu ve sonrasında her saati kendisine aitti. Otuz dokuz yaşımdayım ve ne zaman emekli olacağıma dair en küçük bir fikrim yok.

Hayata dair beklentilerimize gelecek olursak sanırım, biz onlara göre daha az beklenti içindeyiz ya da bilemiyorum, bizimkisi daha zor ve büyük olabilir.

Onlar daha iyisi olsun diye umut ediyor ve bunun için çalışıyorlardı, bizim tek amacımızsa var olanı korumak.

Onlar çocukları okusun ve kendilerinden daha iyi yerlere gelsin istiyorlardı, bizse ne olacaklarını pek umursamıyor ama ne yaparlarsa mutlu olsunlar istiyoruz.

Onlar için sezonda sağlam  bir çift ayakkabı yeterliyken biz umutsuzca aldığımız bilmem kaçıncı ayakkabının bizi o günlük mutlu etmesini umut ediyoruz.

Kafa patlatacak olsam listeyi hepimiz için uzatabilirim ve inanın çok zorluk çekmem.

Bazen kendi hayatıma dışarıdan bakıyorum. Bazı insanların sahip olmak istedikleri ama benim şimdilik elimin tersiyle ittiğim bir mesleğim, iyi bir işim var. Haftanın bilmem kaç günü valizi alıp gidiyorum, evimin işini yapan birisi var. Sosyal statü olarak her yönden iyi durumdayım ve…

Evde oturmayı, kitap okuyup örgü örmeyi ve yemek yapmayı seviyorum. Bunlar bana mutluluk veriyor.

Bitirmeden aklıma bir anı geldi, onu da anlatayım.

BB ile evlendiğimiz, elele tutuşup hafta sonlarında TUS dershanesine gittiğimiz yıldı. Aylar sonra İstiklâl Caddesi’ne eğlenmeye gidiyorduk. Akşam saatleriydi. Kadıköy’de, rıhtımdaydık. Vapuru beklerken acıkınca birer sosisli sandviç aldık. Yerken, “Bunu unutma, belki bir dahası olmayacak,” demiştim. “Abartıyorsun,” demişti.

Bir dahası olmadı.

Öyle yani…

P.S. Dürüstlük adına bir Anadolu şehrinde küçük ve basit hayat girişimimizin sadece 10 ay sürebildiğini  söylemeliyim. Sonrası… Huzursuz ruh hali işte…