ANKARA, MON AMOUR! / Şükran YİĞİT

mon amourAnkara’yı sevmem. İstanbul’da doğmuş ve büyümüş biri olarak seveni de pek anladığımı söyleyemem. Niğde’yi  Kütahya’yı ya da Aydın’ı seveni anlayabilirim ama gerçekten Ankara sevgisini anlamak benim için zordur. Sebepsiz değil elbette… En önemli sebep bana hayatımın en sıkıcı ve yapmak zorunda olduğum şeyini, TUS’u hatırlatır. Sonra tabii devlet ve dolayısıyla ciddiyet, bürokrasi gelir aklıma ki, beni her şeyden soğutmaya yeter. Böyleyken durum aklıma bir akşam vakti yediğimiz Akman Pastanesi’nin kazandibi gelir.

Şükran Yiğit’i yazar olarak bilmez, tanımazdım. Biraz benim cehaletim biraz da tipik bir İletişim Yayınları vakası diyebiliriz. Neyse ki, Atalet ve Kitaplık Kurdu var.

İlk iki paragrafı birleştirip devam edecek olursam, Ankara, Mon Amour! Şükran Yiğit’in kaleminden çıkma, mekan olarak Ankara’da, zaman olarak ülke açısından kritik farklı dönemlerde geçen, inasanın içine dokunan bir uzun hikaye. Bir tarafta kırık, yarım kalmış bir aşk , diğer tarafta büyümeye çalışan bir kız çocuğunun gözünden dünya anlatılıyor. Kitap üç bölümden oluşuyor ama omurga birinci bölüm.

Hafta sonuma renk katan, muhtemelen gayet mutlulukla hatırlayacağım kitaba çatı olarak baktığımda birinci bölüm dört dörtlük ama ikinci ve üçüncü bölüm birinci ile karşılaştırdığımızda biraz zayıf kalıyor.  Birinci bölümde layığı ile sona ulaşmış olan hikayenin devamı ikinci ve üçüncü bölümde sırf meraklı okur ona sonra ne olmuş, e peki bu ne yapmış gibi sorulardan kurtulsun diye yazılmış gibi duruyor. Ne olursa olsun, o bölümler de kendi başına oldukça keyifliydi ve bence madem yazılmışlar keşke onlar da biraz daha detaylandırılsaymış ve güdük kalmasalarmış.

Şükran Yiğit’in abartıdan uzak, yalın, sade ve sıcak bir anlatımı var. Muhtemelen derdi hikayesini anlatmak olan bir yazar olduğu için süse, metaforlara, abartılı sözdizimlerine ihtiyaç duymuyor.

Yazın başında da söylediğim gibi İletişim Yayınları’nın yetersiz iletiştirilmiş yazarlarından birisi. Ben kendisi ile tanışmaktan gayet mutlu oldum. Diğer iki kitabı da okunacaklar kitaplığında yerini aldı.

Öyle yani…