RATATOUILLE

Bir Türk olarak klasik bir Fransız yemeği olan Ratatouille yapmak cidden farklı bir deneyimdi.

Biz Ratatouille ile Remy vasıtası ile tanıştık. Çocuğunuz varsa, 9-10 yaş civarındaysa marifetli fare ile siz de tanışmış olabilirsiniz. Yok daha henüz seyretmediyseniz, bu 2007 yapımı animasyon çizgi filmi mutlaka izlemelisiniz.

Yine lafın uzaması tehdidiyle karşı karşıyayız. O zaman hemen tarife geçmeliyim.

Temel malzemelerimiz bunlar: Patlıcan, kabak, patates, domates, bir diş sarımsak ve kırmızı biber. Hangisinden ne kadar gerekir, o yapacağınız fırın kabına göre değişir.

Sebzeleri yıkadıktan sonra ince ince dilimledim.

Dilimlediğim sebzeleri görüldüğü üzere patlıcan, kabak, kırmızı biber ve patates sırası ile fırın kabına dizdim.

Aklıma gelmişken sebzelerle ilgili önemli bir husus var. Öncesinde düşünememiştim, yaparken fark ettim. Düzgün dizebilmek için sebzelerinizin çaplarının birbirine yakın olması gerek.

İki domatesi bir diş sarımsak, üç çorba kaşığı sıvı yağ ve 1 tatlı kaşığı tuz ile rondodan geçirip sos hazırladım ve fırın kabına dizdiğim sebzelerin üstüne domates sosunu kaşıkla dağıttım.

1800 de 30-40 dakika kadar, sebzeler kızarana domates sosu kuruyana kadar pişirdim.

Ratatouille, dün akşamın melek pilavı (bizim ofise yemek getiren şirket tel şehriyesi bol pirinç pilavına böyle bir isim takmış) ve kendi kendine pişen tavuğunun tabaktaki eşlikçisiydi.

TaT nasıl oldu, diye sorarsanız… Bence et, tavuk ve balık yanında yenilebilecek güzel, hafif, lezzet açısından tatmin edici bir çeşidimiz oldu. Bir de şöyle söyleyeyim, sebze yedirmekte bayağı zorluk çektiğim Kem bayıla bayıla yedi.

Tarif benin Paris’te yediğim ratatouille analizim, Remy’den izleyerek öğrendiklerimin karışımıdır. İşin pirleri beğenir mi, bilemem.

Ratatouille’u hazırlarken bir taraftan da hayallendim. Şöyle ki, bizim Kem büyümüş, adam olmuş, bilmem kimin davetlisi olarak Paris’te bilmem kaç Michelin yıldızlı bir restorana gitmiş ve tabii ki de ratatouille sipariş etmiş. Servisi önüne konmuş, gurme edasıyla tabağından bir çatal almış ve yanındakiler sormuşlar, “Nasıl?” diye. Kem lokmasını yutmuş, peçetesi ile usulca ağzını silmiş. Bir yudum su alıp, “Güzel… ama anneminki kadar değil…” demiş. Hayal bu ya….  🙂

Afiyet olsun…

P.S. Bloga yazıyı koyduktan sonra lezzeti arttıracak bir ilave geldi aklıma. Rende Permesan. Var ya… deli güzel olur… 😛