BİR KİTABIN OKUYUCUSUNA GELİŞ HİKAYESİ

Yaklaşık bir ay önceydi. Elif Tanrıyar, sabitfikir’deki yazısında edebi eserler arasındaki bağdan bahsediyordu. Sözkonusu yaptığı kitaplardan bazzılarını okumuş, bazılarını ise okumamıştım. Mesela Mobius Dick’i biliyordum ve zevkle okumuştum. Zor Saat, okunacaklar kitaplığımda sıra bekliyordu. Faust ise çok eskilerden bir tanıdıktı. Son olarak değinilen, içindeki bazı öykülerini önceden okuduğum, bazılarıyla ilk kez karşılaştığım, Türkçe’de yayınlandığı için minnet duyduğum Raymond Carver’ın Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen?’i ise bir süredir başımın ucunda duran kitaptı. Mark Watson’ın On Bir’ini ise duymamıştım bile. Oysa hem de benim bu kitabı atlamış olmam inanılır gibi değildi. Çünkü, bir yıl önce biribirine teğet geçen hayatların yer aldığı kısa öykülerimi yayınlamıştım ve anladığım kadarıyla Mark Watson ile çıkış noktamız aynıydı.

O hafta idefix’e iki ayrı sipariş vermiştim ve gerçekten üçüncü siparişi veremeyecektim. Domingo Kitap’a, acaba bana kitabı gönderirler mi, diye twit attım. Bir cevap gelmedi. Günlerde cumaydı. Hafta sonunda üç kitabevine sordum, yoktu. Pazartesi elektronik posta kutumdaki Domingo’dan gelen cevap olumluydu, yollayacaklardı. Perşembe Norveç’e gidiyordum, elimde Tirza vardı, onu okuyordum ama gelirse On Bir’i de yedek alırdım, Tirza biterse dönüşte On Bir’i okurdum.

Çarşamba On Bir gelmemişti. Tirza’yı Norveç gidiş gelişimde neredeyse bitirdim ama yine de son sayfaları okumak İstanbul’a kaldı. Salı ofise gittiğimde On Bir hala görünürde yoktu. Resmen meraktan kıvranıyordum. Domingo’ya kırgın bir twit attım ve idefix’ten sipariş verdim. Domingo cevap vermekte gecikmedi. Ofislerinde kalmadığı için depodan getirtmişlerdi, kargodaydı, gelmek üzereydi. Perşembe Domingo’nun gönderdiği, cuma da idefix’ten sipariş ettiğim On Bir geldi.

Kitabı teorikte geçen hafta sonu okumaya başladım ama hafta içinde başka şeyler okuduğum ve yazdığım için kitap Mardin yoluna kaldı. Açıkcası bu işime geldi. Zaten Domingo’nun kitaplarının benim yol kitabım olması olağandı.

Mardin’e uçak sadece Atatürk Havaalanı’ ndan vardı, gidiş saati sorun değildi ama dönüş biletime göre uçak cuma günü saat 18:50’de iniyor olacaktı. Eğer havaalanına arabayla gidecek olursam dönüşte cuma akşamı, İstanbul trafiğinde  köprüyü geçip de Anadolu Yakası’na ulaşamayı başarsam bile, en iyi ihtimalle saat 11:00 civarında eve gelebilirdim.

Mardin’e uçuş 3 saat sürdü ve uçak hava koşulları yüzünden Diyarbakır’a zorunlu ve zor bir iniş yaptı. Öyle ki, sonunda Diyarbakır’a indiğimize şükrettik. Hatta yolculardan bazıları kendini dışarı zor attı. Diyarbakır’dan Mardin’e otobüsle gittik. Dönüş gidişin aksine çok sıradandı. Uçak vaktinde kalktı, sorunsduz bir uçuştu. Saat 20:30’da evin kapısından içeri girdiğimde yol boyu, taksi, deniz otobüsü ve uçaklarda yanımda olan On Bir çoktan bitmişti.

İkinci On Bir’e ne olduğunu soracak olursanız… Onu bir arkadaşıma hediye ettim. Muhtemelen kitap doğası gereği böyle olmasını gerektirmişti.

On Bir’i elbette size anlatacağım  ama bu yazı yine benim gevezeliğim yüzünden azıcık uzun oldu. Onu da yarın anlatayım.

P.S.1 Koltuk’tan kalan samimiyetimize dayanarak Domingo Kitap’tan böyle arsızca bir talepte bulunduğumu söylemeliyim.