KELLİĞİMİN HİKAYESİ / Marek van der JAGT

kelliğimZaman zaman okuyamama triplerine giriyorum ya, bu sefer biraz tersi durumdayım. Şimdilerde peşpeşe müthiş bir oburlukla okuyorum,  bir kitabı bitirdiğim gün nerdeyse es vermeden diğerine saldırıyorum. Bir bakıma geçtiğimiz aylardaki okuma boşluğumu kapatma hamlesi olabilir. Güzel, mutluluk verici bir durum ancak dezavantajları da yok değil. Bunların başında okunan kitaplar hakkında yazmak zorluğu geliyor.

Bir kitap hakkında yazmanın bence en elverişli zamanı kitap bittikten sonraki ilk iki gün. Ardından başka bir kitap gelmiyorsa bu süre uzayabilir ama hemen başka bir kitap takip ediyorsa işte o zaman acele etmek gerekiyor.

Mesela, Kelliğimin Hikayesi böyle bir kadere kurban gitmiş olabilir, bilemiyorum. Halbuki, geçen hafta sonu pazar günü Yangın Müziği’ni bitirdikten sonra gece boyu bu kitap yüzünden uyuyamadım, diyebilirim. Kitabın konusu hakkında cidden bir fikrim yoktu ama yazarı yeterince heyecanlandırıcı idi. Okuma listemde yüzlerce kitap varken neden bu kitabı okumaya karar verdiğim konusunda hiçbir fikrim yok. Belki de Arnon Grunberg okumayı özlediğim için olabilir.

Kitabın yazarı Marek van der Jagt aslında. Marek van der Jagt, kendi ergenliğine dair bir hikaye anlatıyor. Kitabın başında kelliğinin nasıl başladığını anlatacağını vaad etse, okurda böyle bir beklenti oluştursa da birkaç bölüm ilerledikten sonra okur ne vaade takılıyor, ne de beklentisini hatırlıyor. Tipik bir ergenin atipik öyküsü diyebiliriz. Marek’in herkes gibi bir babası, bir de annesi, bunlara ilaveten de  kendinden iki büyük erkek kardeşi var. Babası tipik bir baba, çalışıyor para kazanıyor, atipik çünkü bir banın umursaması gereken birçok şeyi umursamıyor ya da umursamıyor görünüyor. Bunların başında da tüm Viyana tarafından birçok sevgilisi olduğu bilinen, eski opera sanatçısı olan Marek’in annesi var. Marek tipik bir ergen çünkü kelliğinin hikayesinin penisinin boyu ile ciddi bağlantısı var. Marek’in hayata dair en büyük derdi amour fou’yu (kara sevda) keşfetmek. Bunun için türlü çeşit denemelerde bulunuyor ve bu denemelerinden birinde penisi ile ilgili acı gerçeği keşfediyor.

Marek van der Jagt bu eseri ile 2000 yılında Dutch dilinde yazılmış ve ilk kez yayınlanan romanlara verilen Anton Watcher ödülünü kazanmış. Bu ödülü kazanan bir diğer isim de Arnon Grunberg. Arnon Grunberg bu ödülü 1994 yılında “Mavi Pazartesiler” ile almış. Ne alâkâ demeyin? Burada matrak bir durum başlıyor.

Arnon Grunberg ve Marek van der Jagt aslında ikisi de aynı kişi, Marek van der Jagt Arnon Grunberg’in kullandığı mahlas. Marek van der Jagt’ın bu ödülü kazanmasından sonra Arnon Grunberg yazılı edebi ortamlarda Marek van der Jagt ile ciddi polemiklere girer. Sonunda bu ikisinin aynı kişi olduğunun anlaşılması ile Marek’e verilen ödül geri alınır.

Bu durum Arnon Grunberg’in birkaç kitabını okumuş olan kimseyi şaşırtmaz sanırım. Hele ki, okur Tirza’yı ve de üstüne Hayalet Acı’yı okuduysa bunu gayet makul karşılayacaktır.

Arnon Grunberg, beyaz, orta sınıfı didikleyen, başaşağı çevirip ceplerine sakladığı bozuklukların yere düşerken çıkardığı sesleri dinlemeyi seven, bundan zevk alan ve bunu da okuruna başarıyla aktaran bir yazar.

Aslında Kelliğimin Hikayesi’nde de yazarın karakterlerine ait şaşmaz özellikleri çok rahatlıkla görülüyor. Varsıl bir aile, aile bireylerinin hemen hepsi ayrı telden çalıyor, aileden birisinin hasbelkader yazdığı ve çok satan olan bir kitabı var ve bundan sonrasının olup olmayacağı kocaman bir soru işareti ama kimsenin umurunda değil, ailedeki herkes yaşamının rotasını bambaşka bir tarafa çevirebilecek esneklikte ve hatta sorumsuzlukta öyle ki ailenin temel bireylerinden anne sevgilileri ile tüm Viyana’da ünlenmiş, baba ise içgüveyliği halini kapatmak için yedi gün yirmi dört saat çalışan bir sigortacı (!?!), gelecekte önemli bir enstrüman çalacağına kesin gözüyle bakılan ağabey Pavel ünlü bir iktisatçı oluyor, Marek ise tüm bu cümbüş içinde debelenerek ergenlikten çıkmaya çalışıyor.

Bu evlere şenlik kitabın çevirisi Füzun Özlen’e ait. İngilizce çeviriden çeviri olsa da  kontrolleri Hollandaca aslından Gül Özlen tarafından yapıldığı için olmalı, akıcı bir metin ortaya çıkmış.

Alef Yayınevi’nden en kısa zamanda Türkçe’de olmayan Arnon Grunberg eserlerine de en kısa zamanda kavuşmamamızı sağlamasını bekliyorum. 

Öyle yani…